En son konular
» "hizmet" ALLAH Için Olmalı
Ptsi Eyl. 27, 2010 4:38 am tarafından sofyan

» HATME DUASI
Ptsi Şub. 22, 2010 8:46 pm tarafından -DERGAH-

» Kulun yaratılışının nedeni aşktır
Perş. Tem. 23, 2009 11:25 pm tarafından -DERGAH-

» ...AŞK...
Perş. Tem. 23, 2009 11:13 pm tarafından -DERGAH-

» Kaside-i Nakşi
Çarş. Tem. 22, 2009 9:02 pm tarafından -DERGAH-

» S.İhsan Erol'un "Mahserin Halleri" sohbeti
Çarş. Tem. 22, 2009 9:01 pm tarafından -DERGAH-

» S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti
Çarş. Tem. 22, 2009 8:58 pm tarafından -DERGAH-

» Tasavvuf "Samimiyet" tir
Çarş. Tem. 22, 2009 8:53 pm tarafından -DERGAH-

» O, Benim de Evlâdımdır
Çarş. Tem. 22, 2009 8:49 pm tarafından -DERGAH-

» TÖVBE etmek ne demektir???
Çarş. Tem. 22, 2009 8:47 pm tarafından -DERGAH-

» bizim SEVGİMİZ
Çarş. Tem. 22, 2009 8:46 pm tarafından -DERGAH-

» AHLAKI Güzelleştirmek İçin ESMÂÜ’ L HÜSNA
Çarş. Tem. 22, 2009 8:39 pm tarafından -DERGAH-

» Yazık sana!..
Çarş. Tem. 22, 2009 8:27 pm tarafından -DERGAH-

» bu gün O'nun için bir şey yap!
Çarş. Tem. 22, 2009 8:24 pm tarafından -DERGAH-

» Kalben Allah’a YÖNEL ki O’nun LÜTUFLARI gelsin
Çarş. Tem. 22, 2009 8:21 pm tarafından -DERGAH-

» En Büyük Kalkan "ZİKRULLAH"
Çarş. Tem. 22, 2009 8:18 pm tarafından -DERGAH-

» 33 kalemde "HAMDOLSUN"
Çarş. Tem. 22, 2009 8:17 pm tarafından -DERGAH-

» Allah (cc)'a Kulluk ve Samimiyette Kararlı Olmak
Çarş. Tem. 22, 2009 8:15 pm tarafından -DERGAH-

» Kermese Davet!!!Essen´de
Paz Mayıs 17, 2009 10:04 pm tarafından tasavvuf

Istatistikler
Toplam 40 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: sivereklisofi

Kullanıcılarımız toplam 840 mesaj attılar bunda 375 konu
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 188 kişi Çarş. Ağus. 09, 2017 6:26 pm tarihinde online oldu.
Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

:
AKTIVE-X-YÜKLE                               DJ-GIRISI                             NIK-AL

Marifetullah ve İhlas

Aşağa gitmek

Marifetullah ve İhlas

Mesaj  -DERGAH- Bir Perş. Ara. 11, 2008 2:08 am

MÂRİFETULLAH VE İHLÂS

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât/56) “Onlar ancak tevhid üzere dini Allah(cc)’a has kılarak kulluk etmekle emrolundular.” (Beyyine/5) “Dikkat edin Allah(cc)’a ait olan sadece ihlasla yaşanan dindir.” (Zümer/3) âyetleri, kullardan mârifet ve ihlas istemektedir. Hz. İbn-i Abbas, ilk âyette geçen: “kulluk etsinler” ifadesini, “beni tanısınlar” şeklinde tefsir etmiştir.

İlimlerin en üstünü mârifetullahtır. Mârifetullah, âlemlerin Rabbi olan Allahu Teâlâ’yı zâtı, sıfatları tecellileriyle beşer ölçüsünde tanımaktır. Bu ilme irfan, sahibine de ârif denir. İrfan, Allahu Teâlâ’nın sevdiği kullarına bir lütfudur. Onu temiz kalblere ve güzel fıtratlara hediye eder.

Mârifetullahın sonu muhabbetullahtır. Herkesin bu ilimdeki nasibi farklıdır. Kulun kalbindeki imanı ve Allah(cc) sevgisi mârifetullahtan nasibi kadardır. Kul, Yüce Rabbini ne kadar tanırsa o nisbette sever ve o derece imanı kuvvetli olur. Rasûlullah Efendimiz (A.S.): “İçinizde Allah(cc)’ı en iyi tanıyanınız benim ve O’ndan en çok korkanınız da benim.” (Buharî) hadisiyle, takvânın ve edebin Allahu Teâlâ’yı tanımaktan kaynaklandığını bildirmiştir. Elbette âlemlerin Rabbini tanıyan sever, seven itaat eder, takvâ dairesine girer. Takvâ, Allah(cc)’tan korkmak diye târif edilir. Ancak bu korku sevgiliyi üzme korkusudur. Allah(cc)’tan en çok korkanlar, O’nu en fazla seven ve O’nun tarafından sevilen kimselerdir.

Takvâ ve edebin kaynağı mârifetullahtır. Mârifetullah, bütün ilimlerin yerine geçer. Ona sahip olan kimse, her ilmin özünü ve hedefini elde etmiş olur. Diğer ilimler ise mârifetullahın yerine geçemez. Zengin-fakir, erkek-kadın, âmir-memur, evli-bekar bütün mükellefler mârifetullah ilmine muhtaçtır. Çünkü, Rabbini tanımayan kimse O’nu sevemez, Sevemeyen temiz kulluk edemez. Mârifeti az olanın imanı zayıf olur. İmanı zayıf olanın, ibâdeti gevşek olur. Hz. Lokman’ı (A.S.) dinleyelim:

“Yavrum! Güzel bir amel yapmak ancak yakinî iman ile mümkündür. İnsan, ancak yakîni ölçüsünde hayır amel yapabilir. Kişi, yakîni noksanlaşmadıkça amelinde noksanlık yapmaz. Bazen insanın yakîn ile yaptığı az amel, yakîni zayıfken yaptığı çok amelden daha faziletlidir. Kimin yakîni zayıflarsa, önemsiz gördüğü günahlar kendisine hâkim ve gâlib olur.” (El-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb)

Bu iman ve irfanın sonu ihlastır. Kulluğun temeli de bunlardır; meyveleri edebtir. Edeb, Allah(cc)’ın razı olduğu şekilde hareket etmektir. Bunun yolu da Hz. Rasûlullah’ın (A.S.) izinden gitmektir.

İhlas, kulun her ibâdetini ilme ve edebe uygun olarak sırf Allah(cc) rızâsı için yapmasıdır. Allah(cc) katında bir amelin makbul olması için iki şart vardır:

* Amel ilme, yani Kur’an ve sünnete uygun olacak.
* Amel, sırf Allah(cc) rızâsı için yapılacak; içine şirk ve riyâ karıştırılmayacak. Kısaca, makbul bir amel yapmak istiyorsak, niyetimizde samimi olacağız, amelimizde Allah(cc) Rasûlüne (A.S.) uyacağız.

İhlas ilâhî bir nurdur. Kalbi ve ruhu saran bir şuurdur. Rabbânî bir sırdır. Allahu Teâlâ’nın sevdiği kullarına en güzel hediyesidir. Her hayrı ihlas çeker. Kalpteki şirk, riyâ, kibir ve kendini beğenme gibi hastalıkları ihlas temizler. Şeytanın içine giremediği tek kale ihlastır. Gerçek ihlas sahiplerine şeytan musallat olamaz. Bunu kendisi şöyle itiraf etmiştir: “Yâ Rabbi! Senin yüceliğine yemin olsun ki kullarının hepsini azdıracağım, ancak ihlaslı kulların hariç. Ben onlara bir şey yapamam!” (Sâd/82-83)

Kalpte Allah(cc) rızâsı olunca, az amel fayda verir. Efendimiz (A.S.): “İbâdetini ihlasla yap, amelin az da olsa sana yeter.” (Hâkim) hadisiyle, ihlasın fazilet ve kerâmetini beyan etmiştir. Allah(cc) rızâsı olmadan yapılan amelin miktarı ne olursa olsun sevap yoktur; sonuç hüsrandır.

Her namazda Fâtiha’da: “Yâ Rabbi! Ancak sana kulluk eder ve sadece senden yardım dileriz” diyen mü’minler, şekil olarak aynı ibâdeti yapmakla birlikte, ihlas konusunda dört gruba ayrılırlar.

Mü’minlerin bir kısmı, bu âyetin hakikatine ulaşmış gerçek ihlas sahipleridir. Onların Allah(cc)’a karşı ihlasları tam, Hz. Rasûlullah’a (A.S.) ittibaları mükemmeldir. Onların bütün amelleri sadece Allah(cc) rızâsı içindir. Konuşunca Allah(cc) için konuşurlar, birisine bir şey verdiklerinde Allah(cc) rızâsı için verirler. Bir şeyi vermeseler, Allah(cc) rızâsı için vermezler. Sevdiklerini Allah(cc) için severler. Kızsalar, Allah(cc) rızâsı için kızarlar. Gizli ve açık ne yapsalar bütün işleri sadece Allah(cc) rızâsı içindir. Onlar, yaptıkları amellerine karşılık olarak insanlardan bir ücret istemezler. İnsanlardan bir teşekkür, övgü ve sevgi beklemezler. Kınanmaktan korkmazlar. Onlar, bütün insanları zararı ve faydası olmayan ölü gibi görürler.

Gönüllerini sadece Rabbülâlemine verirler. Her ne isterlerse O’ndan beklerler. Ona tam itimad ederler. Hallerini sâdece O’nun bilmesiyle yetinirler. Ve O’nun sevgisi onlara yeter.

Bu sınıfa girenlerde öyle güzel haller mevcuttur ki insanı hayrette bırakır. Bir iki örnek verelim:

Hz. Hüseyin’in (R.A.) oğlu Ali Zeynelâbidin (Rh.A.) öyle gizli hayır yapardı ki, hayra ulaşan kimseler kime teşekkür edeceğini bilemezdi. Medine’de yüz civarında fakire uzun süre gıda yardımı yapmış, fakat kimse farkına varamamıştır. Tâ vefat edene kadar. Vefat edince gıdalar kesilmiş, durum anlaşılmıştır.

Öyle ihlas sâhipleri vardır ki, gece boyunca Allah(cc) muhabbetinden akıttığı göz yaşlarını aynı yastığı paylaştığı hanımı fark edememiştir.

Bazı muhlisler de, sabaha kadar ibâdet ve taatla meşgul olur, geceyi göz yaşıyla geçirir; fakat halkın arasına çıkarken hâli anlaşılmasın diye gözüne sürme çeker, herkese tebessüm eder. Her muhlisin Allahu Teâlâ’nın hoşuna gidecek özel ve güzel bir hâli mevcuttur.

Diğer bir grubun niyeti Allah(cc) rızâsıdır, gerçekten ihlaslıdır ancak ameli ilme, hâli Sünnete uymamaktadır. Bu duruma daha çok câhil kimseler düşmektedir. Bu gruptakiler, bozuk işleri iyi niyetle yapmaya kalkarlar, bid’atlara Sünnet diye sarılırlar, bazen farzı ihmal eder nafile ile uğraşırlar. Eğer bu kimseler, kendi başlarına kalsalar, şeytanın maskarası, müslümanların yüz karası olurlar. Bu kimseler için en emniyetlisi kâmil bir mürşid ve Rabbânî bir âlime tâbi olmaktır. Bütün amel ve edebine uyarlarsa büyük bir tehlikeden kurtulmuş olurlar.

Bir grup müslüman da vardır ki, ameli zâhiren dinin edebine uyar, ancak niyeti Allah(cc) rızâsı değildir. Bir kimsenin ameli var, ihlası yoksa Allah(cc)’tan alacağı bir sevap da yoktur. Fakat, Allah(cc) için yapılacak bir ameli basit hevâ ve dünya için yaptığından büyük bir vebâli ve ağır bir hesâbı vardır.

Bir başka grup daha var ki, onların ne ihlası ne de dine uygun bir ameli vardır. Onlar dindar gözükürler, fakat her halleriyle dini zedeler, dindarları üzerler. Bu hâl, bütünüyle hüsrandır. Bu durumda ne yapılsa zarardır. Dini bozan, insanları haktan sapıtan bu gruptur. Böyle bir gidişattan tevbe etmek farzdır.

Söylenecek tek şey şudur: Allah(cc) Teâla hiç kimsenin övgüsüne, sevgisine ve ameline muhtaç değildir. Her amel, sahibine döner. Niyeti Allah(cc) rızâsı olanlar, bunu isbat etmek için Allah(cc)’ın râzı olduğu amellere sarılmak zorundadır. Niyeti Allah(cc) rızâsı olmayan kimse, ne yapsa zarardadır. Tâ tevbe edene kadar... Kalbiyle doğru söyleyeni Allahu Teâlâ tasdik eder. Şu örnek herkes için bir ölçü ve uyarıdır:

Şeddâd b. el-Hâd (R.A.) anlatıyor:
A’râbîlerden bir adam Rasûlullah’a (A.S.) geldi. İman edip ona tâbî oldu. Sonra Rasûlullah’a (A.S.): “Sizinle hicret etmek istiyorum!” dedi. Efendimiz de (A.S.) onu Ashabdan birisine havâle ve emânet etti. Daha sonraları bir savaş oldu. Rasûlullah (A.S.) bu savaşta bir miktar ganîmet ele geçirdi ve onu savaşa katılanlar arasında taksim etti. Bir miktar da ona ayırdı ve payını kendisine vermesi için Ashabdan birisine teslim etti. Çünkü o, askerin gerisinden geliyor, yolda düşen ve kalanları gözetiyordu. Orduya yetişince ganîmet payını kendisine verdiler.
“Bu nedir?” diye sordu. Oradakiler:
“Ganîmet payı, Rasûlullah (A.S.) senin için ayırdı!” dediler. Adam payını eline alarak Rasûlullah’a (A.S.) geldi ve:
“Bu nedir, yâ Rasûlallah?” diye sordu. Efendimiz (A.S.):
“Senin için ayırdım!” buyurdu. Adam:
“Ben sana böyle dünya malı için imân edip tâbî olmadım. Fakat ben sadece seninle cihâd ederken şu boğazıma bir ok atılıp saplansın ve öylece ölüp Cennet’e gideyim diye tâbî oldum!” dedi. Rasûlullah (A.S.) da:
“Eğer Allah(cc)’a karşı (bu niyetinde) sâdıksan, O seni tasdîk eder, yalancı çıkarmaz.” buyurdu. Biraz sonra, düşmanla tekrar savaşa girildi. Savaştan sonra adam elde taşınarak Rasûlullah’a (A.S.) getirildi. Hakîkaten tam işâret ettiği yerinden boğazına bir ok saplanmış ve şehîd düşmüştü. Rasûlullah (A.S.) onu görünce:
“Bu o adam mıdır?” diye sordu:
“Evet” dediler. Efendimiz (A.S.):
“Allah(cc)’a karşı sâdık oldu, Allah(cc) da onu doğru çıkardı!” buyurdu. Sonra onu kendi cübbesiyle kefenledi, ön tarafa koydu, üzerine namaz kıldı. Namaz kılarken duâ esnasında şu niyâzı işitiliyordu:
“Allah(cc)ım! Bu senin kulundur. Senin yolunda hicret edip, şehid oldu. Ben de bunun şâhidiyim.” (Nesâî)

Ârifler, ihlasın kerâmetini kısaca şöyle açıklıyorlar: “Sen kalbinde Allah(cc) rızâsını tut, Allah(cc) senin her işini güzel eder ve her şeyde sana yeter.”


Nurullah Toprak

_________________


Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da ibret al.
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da, ibret al!
Pâdişâh olsan da derler, 'er kişi niyyetine'
Var, musallâda yatan mevtâya bak da ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz