En son konular
» "hizmet" ALLAH Için Olmalı
Ptsi Eyl. 27, 2010 4:38 am tarafından sofyan

» HATME DUASI
Ptsi Şub. 22, 2010 8:46 pm tarafından -DERGAH-

» Kulun yaratılışının nedeni aşktır
Perş. Tem. 23, 2009 11:25 pm tarafından -DERGAH-

» ...AŞK...
Perş. Tem. 23, 2009 11:13 pm tarafından -DERGAH-

» Kaside-i Nakşi
Çarş. Tem. 22, 2009 9:02 pm tarafından -DERGAH-

» S.İhsan Erol'un "Mahserin Halleri" sohbeti
Çarş. Tem. 22, 2009 9:01 pm tarafından -DERGAH-

» S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti
Çarş. Tem. 22, 2009 8:58 pm tarafından -DERGAH-

» Tasavvuf "Samimiyet" tir
Çarş. Tem. 22, 2009 8:53 pm tarafından -DERGAH-

» O, Benim de Evlâdımdır
Çarş. Tem. 22, 2009 8:49 pm tarafından -DERGAH-

» TÖVBE etmek ne demektir???
Çarş. Tem. 22, 2009 8:47 pm tarafından -DERGAH-

» bizim SEVGİMİZ
Çarş. Tem. 22, 2009 8:46 pm tarafından -DERGAH-

» AHLAKI Güzelleştirmek İçin ESMÂÜ’ L HÜSNA
Çarş. Tem. 22, 2009 8:39 pm tarafından -DERGAH-

» Yazık sana!..
Çarş. Tem. 22, 2009 8:27 pm tarafından -DERGAH-

» bu gün O'nun için bir şey yap!
Çarş. Tem. 22, 2009 8:24 pm tarafından -DERGAH-

» Kalben Allah’a YÖNEL ki O’nun LÜTUFLARI gelsin
Çarş. Tem. 22, 2009 8:21 pm tarafından -DERGAH-

» En Büyük Kalkan "ZİKRULLAH"
Çarş. Tem. 22, 2009 8:18 pm tarafından -DERGAH-

» 33 kalemde "HAMDOLSUN"
Çarş. Tem. 22, 2009 8:17 pm tarafından -DERGAH-

» Allah (cc)'a Kulluk ve Samimiyette Kararlı Olmak
Çarş. Tem. 22, 2009 8:15 pm tarafından -DERGAH-

» Kermese Davet!!!Essen´de
Paz Mayıs 17, 2009 10:04 pm tarafından tasavvuf

Istatistikler
Toplam 40 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: sivereklisofi

Kullanıcılarımız toplam 840 mesaj attılar bunda 375 konu
Kimler hatta?
Toplam 0 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 0 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 188 kişi Çarş. Ağus. 09, 2017 6:26 pm tarihinde online oldu.
Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

:
AKTIVE-X-YÜKLE                               DJ-GIRISI                             NIK-AL

Nakşibendilik Nedir?

Aşağa gitmek

Nakşibendilik Nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:06 pm

Nakşibendî terbiye okulu, hicri: 791, miladi: 1389 tarihinde vefat eden Hace Muhammed Bahauddin Nakşibend Hz.lerinin temel usullerini belirlediği bir manevi terbiye sistemidir. Onun adına nispet edilerek “Nakşibendîlik” diye anılmaktadır.

Bu terbiye yolu ve usûlü, Şah-ı Nakşibend Hz.leri ile başlamış değildir. Kendisi bu yolun usûl, adap ve feyzini önceki büyüklerden almıştır. Bu terbiye yolunun usûl ve âdabı, silsile yolu ile Hz. Ebu Bekir Sıddık’a (r.a) ve ondan Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimize ulaşmaktadır. Terbiyenin başında ve merkezinde alemlere rahmet olan Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bulunmaktadır. Bu terbiye yolunun temel özelliği gizli zikir ve ilahi muhabbettir. Bu zikir ve terbiye yolu, tarih içinde gelen mürşidlerin ismiyle farklı adlarla anılmıştır.

Hz. Ebu Bekir Sıddık’tan (r.a) sonra bu yola “Sıddıkiyye” ismi verildi. Hz. Beyazid-i Bistamî’ye (k.s) kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra “Tayfûriyye” ismi verildi. Tayfur, Beyazid-i Bistamî’nin bir diğer adıdır. Hâce Abdulhâlik Gücdevanî Hz.lerine kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra, “Hâcegâniyye” ismi verildi. Şah-ı Nakşibend Hz.lerine kadar bu isimle anıldı. Şah-ı Nakşibend Hz.lerinden sonra, “Nakşibendiyye” ismi verildi. Bu yol bu isimle İslam alemine yayıldı, meşhur oldu. Diğer kollardaki isimler zamanla unutuldu. Bu yol, Mevlana Halid Bağdâdi’den sonra “Nakşibendî Hâlidiyye” ismiyle de anılıp yayıldı. Bu gün Anadolumuzda yaygın olan kol “Halidiyye” koludur. Bu yol, günümüzde Şah-ı Nakşibend Hz.lerine nispet edilen meşhur ismiyle “Nakşibendîlik” şeklinde anılmaktadır.

Nakşibend, “nakş” ile “bend” kelimelerinden oluşmuş bir terkiptir. Bir isim değil sıfattır; ancak isim gibi meşhur olmuştur.

Nakş, bir şeyi bir yere nakşetmek, nakış gibi işlemek, hiç çıkmayacak hâle getirmek, mühür gibi kazımaktır.

Bend, Farsça bir isim olup, dilimizde hem isim, hem sıfat olarak kullanılmaktadır. İsim olarak, bağ, kelepçe, baraj, bent, kemer gibi manalara gelmektedir. Sıfat olarak, sıkıca bağlı, iyice bağlayan, kuvvetlice bağlanmış manalarına gelir.

Kalbe Allah zikrini hiç çıkmayacak şekilde nakış gibi işledikleri ve ondan hiç kopmadıkları için, gizli zikir sahiplerine Nakşibendî denmiştir.

Tarikat yol ve usul manasındadır. Tarikat bir din ve mezhep değil, dini anlama ve yaşama şeklidir. İnsanı terbiye için kurulmuştur. Tarikatlar terbiye için tercih ettikleri usullere ve zikirlere göre farklı adlarla anılmışlardır. Tasavvufun kaynağı, doğunun felsefesi, batının batıl dinleri değil, Kur’an ve sünnettir

Bütün manevi terbiye yollarına kısaca “tasavvuf” denir.

Nakşibendi terbiyesi, gizli zikir usulü üzerine kurulmuştur. Bu usulü benimseyen büyük veliler tarafından geliştirilerek günümüze kadar gelmiştir. Bu usul ve adaplar bizzat Kur’an ayetlerinden, rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin sünnetinden ve O’nun şerefli Ashabının (r.anhüm) hâllerinden alınmıştır. Her şeyi ile Kur’an ve sünnete bağlıdır. Bu yolun usul ve âdapları, Kur’an ve sünnette ya açıkça belirtilmiş, ya da işaret, delalet ve sükût yoluyla kabul edilmiştir. Yani, İslam’ın ruhuna uymayan hiçbir şey yoktur.

Fakihler nasıl fıkıh alanında içtihat yapma yetkisine sahiplerse kâmil mürşidler de, ahlak ve terbiye alanında içtihat etme, yeni usuller belirleme yetkisine sahiptirler.

Bu terbiye sistemi yeni bir din değildir; dinin ahlak derslerini talim ve tatbik eden bir okuldur. Hedefi, insanı güzel ahlaka ve Allah rızasına ulaştırmaktır. Metodu, muhabbetle kalpleri Yüce Allah’a bağlamaktır. Temel usulü gizli zikir, toplu zikir, muhabbet, sohbet, rabıta, teveccüh, tasarruf, hizmet ve edeple nefsin çirkin sıfatlarını ıslah etmektir.

Dinimizin bize öğrettiği amel ve edepler iki kısımda özetlenebilir:

1- Zahiri hâller: Vücudumuzun dış azaları ile yaptığı bütün ibadetleri içine alır. Yeme içme, temizlik, alış-veriş, aile hukuku gibi vazifeler de bu kısma girer. Bu vazife ve edepler fıkıh kitaplarında anlatılmaktadır. Hangi vazifeyi yapıyorsak, onunla ilgili ilahi emri ve edebi öğrenmemiz gerekir.

2- Batıni hâller: Kalbin gafletten uyanması ve zikirle ihya edilmesi, nefsin manevi hastalıklardan arındırılması, ruhun ilahi huzura yükselmesi, böylece insanın ilahi nur, ilim, aşk, edep ve güzel ahlaka ulaşmasıdır. Zahiren ve batınen terbiye olan insanın elde edeceği en büyük nimet güzel kulluktur. Bu hâle kısaca ihsan mertebesi denir. İhsanı yukarıda tarif ettik. Bu yol herkese açıktır. Bütün insanlar bu edeplere ve nimetlere davet edilmiştir.

Zâhirî ve bâtınî edepleri koruyan kimse ihsan mertebesini elde eder. Bu mertebeyi elde eden kimse Yüce Allah tarafından sevilir, O’nun huzurunda kabul görür. Kalbi ilahi sevgi, huşu, haya ve haşyet ile dolar.


Arifler Yolunun Edepleri - Semerkand Yayınları -S. Muhammed Saki Haşimî - Sayfa : 24- 27 den alınmıştır.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Nakşibendilik Nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:07 pm

Bismillahirrahmanirrahim

Bizim kapımız hükümet kapısı değil, kapımız herkese açıktır. Kim gelirse hoş geldi sefâ geldi. Muhabbetle gelenler daha ziyade karşılık bulur gider. Birşey arayıp gelen kimse ümit ederiz ki aradığını bulup gider. Biz kendi örfümüz mûcibince bismillah diyelim, besmelesiz iş temelsiz bir iştir, sağlam değildir. Besmeleli iş Allah için olan iştir, Allah için olan iş yıkılmaz. Naksibendilik, İslâm’ın derûni hayatına ait olan bir yoldur. Aslında insanı insana ulaştırmak içindir. İnsan bugün 21. asra yetişmek üzeredir, lâkin kendileri hakkında pek az bilgi sahibidir. İnsan kendi etrafında olan her şeyi mütala etmiş, araştırmış ve aralıksız araştırmalar yapmaktadır. Tabiat içerisinde ne varsa; muhitimizde ve çevremizde ne bulunuyorsa beş hissimizin, duygularımızın yetişebildiği yerlerdeki her şeyi araştırmak gayreti içerisindedir insanlık. Belki bugünkü araştırmacılar karıncayı eline alır ve onun hakkında bir mâlûmat sahibi olur: karıncaların nasıl yaşadıklarını, nasıl çalıştıklarını iyice araştırıp ondan bir bilgi edinirler.

Tabi onlardan daha küçük yaratılmış olan mahlûklar vardır. Mesalâ, mikroplar âlemi, bakteriler âlemi, virüsler âlemi gibi. Onlar hakkında laboratuvarlarda sürekli araştırmalar yapılmaktadır. Tüm bunlar insanların bilgisini artırmak ve üzerinde yaşadıkları bu gezegenin veya seyyarenin hakkında daha çok bilgi sahibi olmak maksadıyla meydana gelen hizmetlerdir. Bunlar elbette insanların bilgisini genişletmekte, ufuklarını daha ziyade yükseltmektedir.

Yanlız bugünün insanı kendisini araştırma mevzû yapmıyor; kendini tanımak hususunda çok sathi, çok basit bilgilerle kendi hakkında bir mâlûmatı var. İnsanın derinliğine dair bir araştırma yapılmıyor. Bu araştırma elbette tabiatı araştırma gibi değildir. İnsanın kendini araştırması bambaşka bir mevzûdur ve konudur. İnsanın kendisinden içeri başka bir şahsiyeti vardır, insanın kendisinden kendisine sefer etmesi ve gizlide duran şahsiyetini bulup kavuşması belki bu hayatın gayesidir. İnsanın kendisinden kendisine olan seferi kolay değildir. Tayyareye, rokete veya ata binilip yetişilecek bir yer değildir. Belki insanın cismâni olan varlığından ruhani olan varlığına yürümesi lâzımdır. Bu, dinlerin menşeidir, bu gaye bütün dinlerde değismeyen gayedir. Binâenaleyh insan kendisini tanımak istediği vakitte, elbetteki bunun yolları dünya üzerinde tabiati araştırmak gibi değildir. Bu araştırma,

- Mâneviyata,
- Melekûta,
- Göklere,
- Ruhlarımıza,

ait olan bir hizmet ve konudur. Onun için gelen bütün dinler ve onu insanlara tebliğ eden tüm peygamberlerin esas gayesi; insanları kendi aslı şahsiyetlerine yetiştirebilmek ve hazırlamak içindir. İlk insan ilk peygamberdir Âdem (a.s.). Aradan binler hatta on binlerce peygamber geçmiştir ve son olarak gökyüzünün haberini insanlara yetiştiren Efendimiz Muhammad Mustafa (s.a.v.s.) gelmiştir ki bu gökyüzünün haberi tamamlanmıştır. İnsanları kendi mânevi mertebelerine ulaştıracak her yol, gökyüzünden gelen en son nizamın içerisindedir.

Nakşibendilik, elbette bir din değildir, belki İslâm’ın içerisinde insanın asıl gayesi olan kendisine ulaştıracak yol ve disiplini bildiren bir ekoldür. Bunu takip eden kimse kendi şahsiyetini bulabilir, kendi mânevi varlığına ulaşabilir. Çünkü insanların bugün kendi mânevi ve ruhani varlıklarıyla aralarında hicap yani perde vardır. Bu örtü insanın cismâni olan vücudunun örtüsüdür ki insan fiziki bünyesiyle uğraşmaktan ruhaniyetine yetişemiyor. Kendi fiziki bünyemizin arzusunu tatmin etmek için uğraşıyoruz, ama insandaki hırs insanı bırakmıyor. Yani kendimize vakit ayırıp kendi ruhi varlığımıza yönelmek için bize sıra vermiyor. Biz yirmi dört saat kendi fiziki bünyemize ait olan hizmetteyiz, onun için ruhaniyetimize bakamıyoruz.

Nakşibendilik gökyüzünden gelen, İslâmiyet’in içerisinde insanları insaniyet mertebesine ve mânevi mertebelere ulaştıracak sıkı bir disiplindir.

Buna örnek verecek olursak; buradan İstanbul’a gidecek olan biri elbette yürüyerek gidemez, önümüzde deniz var. Denizi geçsek bile yürümek icap etmez, başka vasıtalar var. Herhangi bir vasıtaya binip gider. Hiçbir vasıta olmasa yürüyerek mecburen gidecek, lâkin vasıta varken vasıtayı kullanması lâzımdır. Vasıta olarak,

- İstersen uçakla,
- İstersen vapurla, otobüsle,
- İstersen trenle,
- İstersen arabayla,
- İstersen hayvan sırtında gidersin.

Gideceğin yer bellidir, ama kullanacağın vasıta başka başkadır. Tayyareye binen adamın dikkat edeceği disiplin vardır ki vapurda o disiplini söylemezler. Arabada da, trende de söylemezler, ama tayyareye bindiğin vakitte oturur oturmaz ilk olarak hostes anons yapar:

1. Emniyet kemerinizi bağlayınız.
2. Sıralarınızı doğrultunuz.
3. Önünüzdeki masalarınızı doğrultunuz.
4. Sigara içilmez.
5. Elektronik eşya kullanılmaz.
6. Telefon edilmez.
7. Ayakta dolaşarak insanlar rahatsız edilmez.
8. Abdesthaneye girdiğinizde sigara içilmez.
9. Hosteslere bağırıp çağırma olamaz.
10. Kaptan kamarasına girilmez.

Bunun gibi emir verirler ve kontrol ederler. Vapura binen yolcuya bu kadar emir yoktur. Bu disiplindir. Tayyare yerde yürüyen veya denizde yüzen vasıtalar gibi değildir. İslâmda da bir disiplin vardır disiplin olmadan din olmaz, tin olur, tin demek İngilizce teneke demektir yani çürük iş. Disiplinsiz İslâm olmaz. İslâm pazarlık kabul etmez, lâkin bu zamanın insanı pazarlıkla müslüman olmak ister, olamaz. Örnek verelim; Üniversiteye gittiğin vakitte,

“Beni şu şartla kaydet; ben istediğim vakitte geleceğim, istediğim vakitte ders veren hocaya sual soracağım, bunalırsam fındık fıstık yiyeceğim, kola içeceğim, dersten çıkacağım“ gibi şartlar ileri süremezsin.

Böyle şartla üniversite seni kabul eder mi? Yok olmaz, “Burada bu şartlarımız var, kabul edersen seni alırız, değilse git işine“ derler. Bu zamanın insanı İslâm’ı kendi keyiflerine göre olacak zanneder ki; hayır! İslâmda inanılacak meseleler var, yapılacak ve terkedilecek işler var, değilse senin adın İslâmda kayıtlıdır ama orada hazır değilsin. İsmi var cismi yok.

Nakşi tarikatı; insana melekûtun yollarını açan disiplindir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Nakşibendilik Nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:08 pm

Nakşi tarikatı ne zaman başladı?

Hz. Peygamber zamanından gelmiştir. Nakşibendilik uydurma bir şey değildir. Nakşibendilik disiplini peygamberle beraber vahiyle, kitapla beraber gelmiştir. Hz. Peygamber’in bildirmiş olduğu yolu yürüttükçe devam etmiştir. Buna da örnek verelim: Bir avuç yer olan Kıbrıs’ta bile beş tane üniversite var. Lefke Avrupa Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi, Lefkoşa Yakındoğu Üniversite, Magosa Doğu Akdeniz Üniversitesi…

Nasıl olsa hepsi üniversite! İsmini ne değistirirsin, isminin değişmesinde ne mâna var?

İsmi belki üniversite ve kalitesini bildirmek maksadıyla insanların kullanmış olduğu bir şeydir.

Nakşibendi dendiğinde de bir isimdir, lâkin aslı Peygamberimiz’in göstermiş olduğu bir disiplin, bir yoldur. Kadiri de var, mevleviler de aynı yolun yolcuları ama onların disiplini yine başkadır. Bir üniversitede sekiz-on branş vardır, hepsi doktorluk veya hepsi mühendislik okutmaz. Hukuk, iktisat ekonomi, işletme gibi değişik bölümleri vardır. Talebe üniversiteye geliyor, o şemsiyenin altında çeşitli branşlar vardır. Herkes kendi kabiliyetine göre okur ama hepsi üniversite talebesidir.

Hepimiz müslümanız, lâkin İslâm’ın getirmiş olduğu disiplinde biz Nakşibendi disiplinini kabul edip yürüyoruz;

- Bizim namazımız da bütün tarikatlardaki namaz gibi şeriatın emrettiği namaz üzerindir; beş vakit kılıyoruz, beş vakit üzerine nâfile namaz da kılıyoruz.

- Zikir; İslâm’ın her kolunda her mezhebinde vardır. Nakşi kolunda

Allah’ın en güzel doksan dokuz ismi zikredilir. Allah’a (c.c.) yaklaşmak maksadıyla herkes kendisine göre tayin olunan ismi zikreder.

Bugün hali hazırda 300 milyondan fazla insan, en yüksek ve en kuvvetli yol olan Nakşibendi koluna mensuptur. Yani İslâm’ın içerisinde İslâm’ın mâneviyatını temsil eden ve mânevi feyzi arayan 300 milyonun üzerinde insan vardır ve hepsi de Nakşi’dir. Kadiri de olsa, Nakşide olsa müslümandır. Yanlız dediğimiz gibi herkesin günlük yapacağı hizmet başkadır. Müşterek hizmetimiz de var, ayrı ayrı zikirlerimiz de var.

- Her gün salavat-ı şerife getiririz.
- Hepimiz her gün Kur’ân-ı Kerim okuruz.
- Her gün nâfile namazları kılarız.
- Her gün gece namazı kılarız.
- Her gün tesbih ederiz.

Hâsılı kelâm, dünya hizmetini ne kadar kısaltabilirsek kısaltıp hizmeti Allah için yapmak isteriz. Çünkü bizim kendi prensibimiz,

- Allah için yaşamak,
- Allah için işlemek,
- Allah için dünyadan gitmektir.

İstediğimiz ve maksudumuz Allah’tır. Sen dünyayı istersen arkasından koştur, biz ona karışmayız. Dünyanın kimseye kalmayacağını biliyoruz, onun için hakiki Nakşibendi yolunu tutan kimsenin dünya tamahı yoktur. Varsa noksaniyettir, demek daha hazırlanmamış veya iyi yetiştirilememiş ki dünyanın peşine düşmüştür. Dünyanın peşine düşen hakiki Nakşi değildir. Allah’ı arayan Nakşi’dir.

Nakış mânası nedir?


İnsanın gönlü Cenâb-ı Hakk’ın tahtıdır, gönül sultanını arar, sen gönlüne kimi istersen sultan yap. Biz gönlümüze Allah’ı sultan yapmak isteriz, Hz. Peygamber’in muhabbetiyle onu kalbimize sultan yapmak isteriz ki, Cenâb-ı Hakk’ın yeryüzündeki temsilcisidir. Sen gönlüne bir sultan ara, dünyayı bulursan senin olsun. Biz gönlümüze ezeli ve ebedi olan Allah’ı seçmişiz. Zaten Cenâb-ı Hak;


“Ey insan, vücudunda bütün her şey senindir, ama kalbini benim için sakla, gözet; oraya başkasını koyma, benim tahtım senin gönlündedir.“


İste bunu yapabilen gönlüne mevlâsının tahtını kurabilen adam; insan-ı kâmildir. Ondan ötesi boş lakırdıdır.


el-Fatiha


Nakşibendiyye Şeyh Nazım Kıbrisi (K.S) Sohbetler
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz