En son konular
» "hizmet" ALLAH Için Olmalı
Ptsi Eyl. 27, 2010 4:38 am tarafından sofyan

» HATME DUASI
Ptsi Şub. 22, 2010 8:46 pm tarafından -DERGAH-

» Kulun yaratılışının nedeni aşktır
Perş. Tem. 23, 2009 11:25 pm tarafından -DERGAH-

» ...AŞK...
Perş. Tem. 23, 2009 11:13 pm tarafından -DERGAH-

» Kaside-i Nakşi
Çarş. Tem. 22, 2009 9:02 pm tarafından -DERGAH-

» S.İhsan Erol'un "Mahserin Halleri" sohbeti
Çarş. Tem. 22, 2009 9:01 pm tarafından -DERGAH-

» S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti
Çarş. Tem. 22, 2009 8:58 pm tarafından -DERGAH-

» Tasavvuf "Samimiyet" tir
Çarş. Tem. 22, 2009 8:53 pm tarafından -DERGAH-

» O, Benim de Evlâdımdır
Çarş. Tem. 22, 2009 8:49 pm tarafından -DERGAH-

» TÖVBE etmek ne demektir???
Çarş. Tem. 22, 2009 8:47 pm tarafından -DERGAH-

» bizim SEVGİMİZ
Çarş. Tem. 22, 2009 8:46 pm tarafından -DERGAH-

» AHLAKI Güzelleştirmek İçin ESMÂÜ’ L HÜSNA
Çarş. Tem. 22, 2009 8:39 pm tarafından -DERGAH-

» Yazık sana!..
Çarş. Tem. 22, 2009 8:27 pm tarafından -DERGAH-

» bu gün O'nun için bir şey yap!
Çarş. Tem. 22, 2009 8:24 pm tarafından -DERGAH-

» Kalben Allah’a YÖNEL ki O’nun LÜTUFLARI gelsin
Çarş. Tem. 22, 2009 8:21 pm tarafından -DERGAH-

» En Büyük Kalkan "ZİKRULLAH"
Çarş. Tem. 22, 2009 8:18 pm tarafından -DERGAH-

» 33 kalemde "HAMDOLSUN"
Çarş. Tem. 22, 2009 8:17 pm tarafından -DERGAH-

» Allah (cc)'a Kulluk ve Samimiyette Kararlı Olmak
Çarş. Tem. 22, 2009 8:15 pm tarafından -DERGAH-

» Kermese Davet!!!Essen´de
Paz Mayıs 17, 2009 10:04 pm tarafından tasavvuf

Istatistikler
Toplam 40 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: sivereklisofi

Kullanıcılarımız toplam 840 mesaj attılar bunda 375 konu
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 188 kişi Çarş. Ağus. 09, 2017 6:26 pm tarihinde online oldu.
Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

:
AKTIVE-X-YÜKLE                               DJ-GIRISI                             NIK-AL

RABITA nedir?

Aşağa gitmek

RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:27 pm

Rabıta nedir? Rabıtasız olmaz mı? Rabıtanın ilmî delili var mı? Rabıta yaparken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Resme yapılan rabıtanın hükmü nedir?


Rabıta, bağ, alaka, sağlamlaştırma, vuslat, ve muhabbet demektir. Nasıl sevgi, sevgilinin hayalini, güzelliğini, hal ve hareketlerini düşünerek kalbi sevgiliye bağlamak demekse, rabıta da salikin mürşidine sevgiyle gönülden bağlanmasıdır. Rabıta fıtrî ve tabii bir olgu olduğu için insan olan yerde vardır. Rabıta ideal kahramanların ideal davranışlarından yararlanma, o kahramanlarla bütünleşme ve aynîleşme yoludur. Rabıta insanî bir insiyaktır. Fizik, içtimaî, ruhî ve ahlakî kişiliğin başkaları üzerinde olumlu, ya da olumsuz etkisidir. Her san'atın pir ve uzmanı, o ilim ve san'at mensupları için örnek ve ideal insandır. Tasavvufta hedeflenen insanı, kamil insanı yetiştirmek üzere müridlerin gönlüne kamil bir model konur ve mürid onunla aynîleşmeye çalışır. "Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar." "Üzüm üzüme baka baka kararır." gibi atasözleri kalbî bağlılık ve fizik beraberlik sonucu meydana gelecek etkileri ifade etmektedir.

Rabıtasız olmaz. Çünkü rabıtanın amacı gafleti kovup kalbin zulmetini defederek şeytanın vesveselerinden kurtulmak suretiyle "rabıta-i huzur'a ermektir. Yani salikin daima Allah'ın huzûrunda bulunduğu duygusuna ermesini sağlamaktır. Her an Allah'ı karşımızda görür gibi yaşamaktır. Bunu sağlamak zor bir iştir. Çünkü Allah müşahhas bir varlık değildir. Bunu kavramak için kulun zihnen ve manen yoğunlaşmasını sağlayacak müşahhas bir objeye ihtiyaç vardır. Tasavvufta bu obje Allah'ın en mükemmel tecellîlerinin mazharı olan "insan-ı kamil" konumundaki şeyhtir. Sâlik önce bu insan-ı kamile, ardından Hz. Rasûl'e ve onun ardından Rabb-ı Müteal'e kalbini rabtetmeli ve bu suretle huzur-i kalbe erip fena fillah'a varmalıdır. Rabıtaya somuttan soyuta geçmek için ihtiyaç vardır. İnsanoğlu doğrudan "Her nerede bulunursa bulunsun Allah'ın huzûrunda olduğu" duygusunu canlı tutabilmede zorlanmaktadır. Buna muktedir olabilenler için rabıtaya ihtiyaç yoktur.

Rabıtanın müsbet ilim ve psikoloji açısından delilleri vardır. Çünkü rabıta bir bakıma başkalarına benzeme ve taklid arzusunun tezahürüdür. Çocuklukta anne babayı taklidle başlayan, öğretmen ve ideal şahsiyetleri taklidle gelişen benzeme duygusu, fıtrîdir. Her insanın hayatında bunun belli bir yeri vardır. Burada benzeme taklidle kasdedilen, gelip geçici hevesler türünden benzeme değil, aynîleşmedir. Zira basit taklidler gelip geçicidir. Onlara fantezi demek belki daha uygun olur. Aynîleşme ise taklidin bir ileri derecesidir. Aynîleşmede önce benimseme, sonra alışkanlık haline getirme sözkonusudur. İnsan karakteri başkalarının yaptıklarını aynen yapmak suretiyle farkına varmadan bir biçim kazanır. Kişinin şahsiyetinin dokunmasında sevdiğinin tavırları, önemli bir etki görür. Çünkü insan sevdiklerini önyargısız ve peşin hükümsüz benimser ve onlarla aynîleşir. Psikolojide buna "aynîleşme" (identification) denir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:37 pm

Rabıta nedir? Rabıtasız olmaz mı? Rabıtanın ilmî delili var mı? Rabıta yaparken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Resme yapılan rabıtanın hükmü nedir?

Sûfilerin rabıta için delil olarak öne sürdüğü bir takım ayetler vardır. Dileyenler onları adab kitaplarından görebilirler. (Ayrıca Altınoluk dergisi Nisan 1996 sayısında çıkan "Rabıta" makalemize de başvurulabilir.) Biz onları burada tekrar zikretmek yerine sadece iki hadise işaret etmek istiyoruz. Onlardan biri: "Salihlerin anıldığı yere rahmet iner." (bk. Keştu'l-hafa, II, 70; 1772) hadisidir. Salihlerin sadece anılmış olması, Gazzali'nin de belirttiği gibi, rahmet-i ilahiyyenin inmesi için yetmez. Ancak bu anma ile birlikte gönülden onlara benzeme arzusu uyanırsa, böyle bir aktivite ve aksiyon, rahmet sebebi olur. İkinci hadis ise Hz. Hasan'ın dayısı Hind b. Ebî Hâle'den Hz. Peygamber'in hilyesini sormasıdır. Hz. Hasan'ın: "onun özelliklerini dikkate alıp kalbi bir bağ kurmak için onu bana tasvir etmeni istiyorum." (bk. Buharî, Enbiya, 54: Müslim, Cihad, 105) sözü fiilen rabıtayı anlatmaktadır.

Resimle rabıta konusu ise putlarla mücadele eden bir dinin mensuplarının kafalarını karıştırıp endişeye sevkettiği için sakınılması gereken bir husustur.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:40 pm

Rabıtanın gizli şirk olduğuna dair itirazlar var. Rabıtanın yanlış anlaşılmasında uygulanış ve algılamanın etkileri var mıdır?

Rabıtanın şirk oluşu ile ilgili değerlendirmeler soruda da isabetle belirtildiği gibi, genellikle yanlış uygulama ve algılamalarla ilgilidir. Rabıta tabiî ve fıtrî bir olay olmanın ötesinde ibadetlerde tamamlayıcı bir unsur gibi görülünce, rabıta yapılan şahsın kul ile Allah arasında üçüncü ve aracı bir şahsiyet olduğu düşüncesi gündeme gelmiştir. Takdimdeki bir takım eksikliklerle uygulamadaki farklılıklar rabıtayı tartışmalı bir konu haline getirmiştir. Oysa fıtrî anlamıyla düşündüğünüz zaman rabıtasız insan yoktur. Herkesin bir rabıtası vardır. Çünkü her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. Özellikle ibadete başlarken ve ibadet sırasında yapılan rabıtayı adeta ibadeti rabıta yapılan şahsa yapıyormuş şeklinde bir yanlış algılama rabıtayı sıkıntıya sokmuştur. Bir de rabıtayı bir kalbî sevgi gibi görmek yerine, özel bir ibadet biçimi gibi görenler çıkmıştır.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:41 pm

En güzel rabıta ne şekilde yapılır?
Rabıta bir bağdır ve üç çeşidi vardır:

1- Tabiî rabıta: Kişinin evladı ve yakınlarına duyduğu sevgi bağı,
2- Bayağı rabıta: Dünyevî şeylere duyulan ilgi,
3- Mukaddes ve ulvî rabıta: Allah, Peygamber ve salih kullara salahından dolayı duyulan sevgi. Rabıtanın bu derecesi makbul olan tasavvufi rabıtadır.

Bunun da üç derecesi vardır:

1- Mübtedîlerin rabıtası: "Kişi sevdiği ile beraberdir." (Buharî, Edeb, 96); "Herhangibir topluluğa benzemeye çalışan onlardandır." (Ebû Davud, Libas, 4) hadisleri gereği, mürşide huzurda iken gösterilen edebi, gıyabında da göstermek ve bu suretle şeyhin boyasına boyanmaya çalışmak. (Fenâ fi'ş-şeyh)

2- Mutasavvıfların rabıtası: Hayatın her anında Rasulullah'ın huzûrunda gibi hareket etmek. Hz. Peygamber'in "üsve-i hasene" olan ahlakıyla bütünleşmek. (Fenâ fi'r-Rasûl)

3- Müntehîlerin rabıtası: "Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir." (el-Hadid,57/4); "Biz insanoğluna şahdamanndan daha yakınız." (Kaf, 50/16) ayetlerinin sırrını idrak şeklindeki "rabıta-i huzûr'dur. (Fenâ fillâh)

Bu sıraya göre yapılan, ilki şeyhinin sûretini gözü önünde tahayyül etmek ve sonuncusu gönlü Allah île birlikteliğe açmak şeklindeki rabıta, gerçek ve en güzel rabıtadır.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:56 pm

"Peygamber dururken mürşide rabıta yapılmaz, biz Peygamber'e rabıta yapıyoruz" diyenler var. Bunların durumu nedir?

Yukarıdaki soruda da belirttiğimiz gibi gerçek rabıta Peygamber'e ve Allah'a yapılan rabıtadır. Bir insan böyle bir rabıtayı kurabiliyorsa zaten o işin zor kısmını halletmiş demektir. Hatta seyr u sülûk sırasında dersi murakabelere çıkmış ve murakabe-i ahadiyyet'te İhlas sûresinin manasını, murakabe-i maiyyette "Nerde olursanız olun, O sizinle beraberdir." (el-Hadid, 57/4) ayetinin anlamını, murakabe-i akrabiyyette "Biz insanoğluna şahdamarından daha yakınız." (Kaf, 50/16) ayetinin tefsîrini, murakabe-i muhabbette "Allah onları, onlar da Allah'ı sever" (el-Maide, 5/54) ayetinin manasını düşünen salikten rabıta düşer. Bu dereceye gelmiş birinin şeyhe rabıtada ısrarı şirk sayılır. Buradan rabıtanın amacının kişiyi tedricen bu duygulara yükseltmek olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca: "Biz Peygamber" dururken başkasına rabıta yapmayız" diyenler bunu bu anlamda söylüyorlar ve buna muvaffak olabiliyorlarsa ne ala. Ama sadece bir şeyhe bağlanıp rabıta yapmak nefslerine ağır geliyor da söylüyorlarsa o zaman da durum farklı. Çünkü sevgisiz ve teslimiyyetsiz rabıta olmaz.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:57 pm

Tasavvufla ilgili bir kitapta şöyle yazıyor: "Kişi namazı huşu île kılamıyor, Allah'ın huzûrunda olduğunu düşünemiyorsa, Peygamber Efendimiz'i düşünmeli; onu da beceremiyorsa şeyhini düşünmeli; sanki şeyhi onun önünde namaz kılıyormuş gibi düşünmeli ve utanarak namaz kılmalıdır." Kaynak olarak İhyau ulümi'd-din gösterilmekte. Namazda bir insanı düşünmek nasıl oluyor. İzah eder misiniz?

Alıntısını sunduğunuz bölümün kaynağını belirtmemişsiniz. İhya'nın kaynak gösterildiğine işaret etmişsiniz. Alıntıda yapılan sıralama bizim yukarıdan beri saydığımız tedricî ölçülere uygun düşmektedir. Çünkü hedef, huşu ile dîvan-ı ilahîde durmaktır. Bu olmayınca gönlü Allah Rasülü'ne rabtetmektir. İnsan kalbi değişkendir. Devamlı yeni şeyler düşünür ve havâtır kalbi işgal edebilir. Buna engel olmak için bir yoğunluk gerekiyor. Bunun için namazda olduğu bilincini diri tutacak araçlar bulmak gerekiyor. İnsanı en çok şoke edip ilgisini toplamaya yarayacak şey, çok sevdiği veya korktuğu şeylerle yüzyüze gelivermesidir. Namazda bir an şeyhi gözünün önünde canlanan kimse onun şok etkisiyle halinden ve gafletinden irkinp utanarak Allah'a yönelmeye çalışacaktır. Namazda kişinin şeyhini hatırlaması herhalde başka dünyalık şeyler hatırlamasından; işini, eşini, çoluk çocuğunu düşünmesinden daha iyidir. Namaza girerken veya namaz esnasında mahcûb bir eda ile şeyhini ve onun kendi önünde namaz kıldığını düşünmesi niye mahzurlu olsun. Çünkü zaten binbir türlü dünyalık insan zihninden eksik olmuyor.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:57 pm

Adab kitabında rabıtayla ilgili bir yerde: "Şeyhinin suretini iki gözü arasında tahayyül etmek" şeklindeki bir ibare, dinleyenlerden birinin zihninde şöyle bir soru uyandırdı: "İnsanın alnı secde mahallidir. Allah'tan başkasını oraya yakıştırmak uygun olur mu?"

"Şeyhinin suretini iki gözü arasında canlandırmak" ibaresinden kasdedilen, şeyhini gözünün önünde hayal etmektir. Hatta şeyhiyle gözgöze geldiğini düşünmektir. Çünkü insanların birbirleriyle iletişimde en etkili organ gözdür. Modern psikolojide iletişimin konuşmadan çok, göz ve yüz ifadeleriyle anlatılan sessiz mesajlarla olduğu kabul edilmektedir. Sevgi ve şefkat dolu tebessümlü bakışların insanı ne kadar etkilediğini herkes bilir. Mürid yüzünü her zaman göremediği şeyhinin suretini gözünün önünde canlandırarak sevgi duygusunu canlı tutar. İnsanı alıcı yapan söylenen sözden çok ortamdır. Ortamı hazırlayan da bütün duyu organlarını kalbe yardımcı hale getirecek bir yoğunlaşmadır. Eşrefoğlu'nun "Dil dudak deprenmeden sözden anlayan gelsin" sözü, ortamın iletişimdeki etkisini gösteriyor. Yoksa şeyhin iki göz arasında hayal edilmesi, secde mahalli olan alna bir beşerin yerleştirilmesi demek değildir. İnsan olaya nasıl bakarsa öyle görür. Ona göre sonuçlar çıkarır. Bunlar genellikle rabıtanın şirk olduğunu isbata soyunmuş kimselerin kasıtlı beyanlarının insanlarda bıraktıkları izlerdir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:57 pm

"Suret rabıtasında rabıta ettiren layık olmazsa rabıtanın hüsran ile neticeleneceği" söylenir. Hüsrandan maksad nedir?

Adab adıyla terceme edilen el-Behcetü's-seniyye'de Mevlana Halid Bağdadî'nin bir halîfesine yazdığı mektup sûretinde bu konuya açıklık getirilmektedir: "Tarîkatımızın muhakkıkları sarahaten beyan etmişlerdir ki, vücüdundan fani olmayan bir kimseye rabıta etmek, rabıta edeni menzil-i maksuda ulaştırmaz. Bilakis onu içinden çıkamıyacağı vartalara düşürür. Bizim sizden beklediğimiz bizden selam ve kelamı kesmemenizdir. Mürüvvet ve vefakarlık göstermek ahdinizin gereğidir. Sık sık yanımıza gelin. Bu mümkün olmazsa bu fakîr-i kıtmîre yazılı olarak başvurun. Bizim ihvanımızdan öyleleri var ki, sizden çok daha fazla meşakkat çekmiş olmalarına, bizimle sohbet, bize tabi olma ve hizmet cihetinden sizden çok daha önde bulunmalarına rağmen bizim işaretimiz olmayınca hareket etmezler. Bilesin ki bu tarikat, kendisini şeyh sananların oyuncağı değildir. Gözlerinin önünde suretiniz zahir olsa bile, müridlerinizin size rabıta etmelerine müsaade etmeyin. Zira bu işiniz, size iblisin tuzağıdır. Hiçbir kimseye de sizin halifeniz olduğunu söylemeyin. Çünkü bu hususta bizden izin almanız gerekir."

Mektuptaki ifadelerden daha yolun başında olduğu halde bazı yüksek görünen haller arız olan nâkıs kimselerin kendilerine rabıta yaptırmaya kalkışmaları, hem kendilerini hem müridlerini tehlikeye düşüreceği anlaşılmaktadır. Henüz gerekli olgunluğa ermemiş ve irşad liyakati sabit olmayan müteşeyyihlerin rabıta yaptırmaları kendileri açısından bir benlik iddiası olacağından hüsran sebebi olur. Liyakatsizliği başkalarını da saptırmak suretiyle manevî hüsranına sebep olabilir. Çünkü rabıta ile mürid, şeyhinin sûretini gözünün önünde tahayyül edecek. Henüz kendisi olgunlaşmamış nakıs birinin böyle düşünülmesinin ne tür bir tahribat yapabileceğini kestirmek zor değildir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:58 pm

Silsile inkıtaâ uğrayıp mürşid yetişmeyince yıllar önce ölmüş kişiye rabıta yapılır mı? Yapılırsa silsileyi devreden çıkarıp doğrudan Hz. Peygamber (a.s.)'e rabıta yapsak daha iyi olmaz mı?

Rabıta, kamil bir mürşidle kalbî bağ kurmak demektir. Bu bağın, en kolay biçimde kurulmasını sağlayan elbetteki hayatta olan mürşiddir. Silsile ve rabıta zaten geçmiş mürşidlere ve Peygamberimiz'e doğrudan kalbî bağ kurmada acze düşüldüğü için tavsiye edilmiştir. Meşayıh arasında ölmüş bir mürşid-i kamile rabıta yapılabileceğini, önemli olanın rûhaniyet olduğunu ve bu rûhaniyetle irtibat kuran kimselerin bunu yapabileceğini söyleyenler vardır. Ancak yaygın olan görüş rabıtanın yaşayan bir mürşide yapılmasıdır. Ölmüş bir şeyh yerine doğrudan Hz. Peygamber'e rabıta yapmak eğer yapılabilirse elbette daha iyidir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:58 pm

Teveccüh ne demektir?

Teveccüh yöneliş demektir. Genelde Hakk'a yöneliş ve kalbî alaka için kullanılır. Müridin mürşidine bağlanıp yönelmesi anlamında kullanıldığı gibi, mürşidin müridini karşısına alıp ona nazar etmesi anlamında da kullanılır. Bu manadaki teveccüh için: "Allah Teala benim sadrımı ne ile doldurdu ise, ben onu aynıyla Ebû Bekr'in sadrına ilkâ ettim." (bk. Mevsûa etrâfi'l Hadis, XI, 156) hadisi delil sayılmıştır. Mürşidin nazar ve nefesiyle müridini etkileyip onu bir bakıma ruhî yükselişe hazırlaması, güneşe tutulan büyüteçlerin yoğunlaştırdığı güneş ışınlarının, temas ettiği maddeleri yakmasına benzer. Teveccüh daha çok Nakşbendîlikte kullanılan bir kavramdır. Teveccühün müridden mürşide doğru olanı "rabıta-i muhabbet" denilen şekildir. Mürid, mürşidinin rühaniyetine muhabbet yoluyla teveccüh edince mürşidin rûhaniyeti onun batınında feyz tesiri gösterir. Bu feyz, beşerî zaaf ve sıfatları izale ederek mürid, tedricen şeyhinin boyasına boyanır. Bu sevgi sonucu meydana gelen kalbî beraberlik, şahsiyet transferi ve aynîleşmeyi doğurur.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:58 pm

Kuranın ve sünnetin emrettiği Rabıta

Bazıları tasavvufta tarif ve tavsiye edilen rabıtayı tenkit etmekteler. Kimi bu tenkidin şiddetini artırıp rabıtaya şirk diyecek kadar ileri gitmektedir. Acaba birisine göre ibadet, diğerine göre felaket olan bu rabıta nedir?

Tasavvufta rabıta, terbiyenin temeli ve en büyük zikir sebebi görülürken, onu şirk gören kimse hangi delil ve mantıkla bu sonuca varabiliyor?

Gerçekten şirke götüren bir rabıta çeşidi mevcut mudur?
Rabıtanın Kur’an ve Sünnet’te bir örneği, benzeri, delili ve tarifi var mıdır? İnsan terbiyesi için rabıtanın gereği nedir? Bütün bunlar, cevap arayan sorulardır.

Aslında çözüm kolaydır. Aramızda bir ihtilaf varsa, yapılacak iş hakeme gitmektir. Din işlerinde hakem Kur’an ve Sünnet’tir. Biz de önce Kur’an ve Sünnet’e bakacağız. Onlarda rabıtanın nasıl ele alındığını inceleyeceğiz.

“Rabıta”, “ribat”, “murabata” kelime olarak “rabt” kökünden gelmektedir. Rabıta ve rabt, sözlükte iki şeyi birbirine iyice bağlamak anlamına gelir. Bu kelimeye, iki şeyi birbirine bağlayan ip, alaka, şiddetli muhabbet, münasebet, ilgi ve sevgi ile bir şeye bağlılık, cesur ve dayanıklı olmak gibi manalar da verilmiştir. (Cevherî, Sıhah; İbnu Manzur, Lisanu’l-Arab; Zebidî,Tacu’l-Arus.)

Bu kelimeler kullanıldıkları yere göre, bir şeyin üzerinde sabit durmak, kendini hapsetmek, başkasından kesilip bir şeye tam yönelmek gibi manalar da taşımaktadır. (Razî, Tefsir-i Kebir; Kurtubî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’an; İbnu Kesir, Tefsir.)

Kur’an ve Sünnet’te anlatılan rabıta çeşitleri de, bu manaların birini veya birkaçını içermektedir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:59 pm

KUR'AN'DA RABITA GEÇİYOR MU?

Kur’an’da rabıta kelimesi açıkça zikredilmektedir. Bunu şu ayette görüyoruz:

“Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah’ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran, 200)
Bu ayetteki “rabıta yapın” emri, her mümini ilgilendiren bir emirdir.

Tefsirlerde burada geçen rabıtaya şu manalar verilmiştir: Düşmanların saldıracağı yerleri gözetleyin, sınırları bekleyin. Dininizi tehlikelerden koruyun. Nefis ve şeytan düşmanlarına karşı uyanık olun. Onların kalbinize girmesine yol vermeyin. Allah’ın çizdiği sınırları iyi gözetin, ilâhi hükümlere harfiyen uyun. Namaz vakitlerini gözetleyin ve mescitleri ibadet, taat ve zikir ile mamur edin. (Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur; İbnu Kesir, Tefsir.)

Yüce Allah’ın her müminden istediği rabıta, kalbini Yüce Allah’a bağlamaktır. Her işte O’nun rızasını gözetmektir. Bütün yaptıklarında helal ve haram sınırına dikkat etmektir. Kalp kâbesini günah kirlerinden temizlemektir. Oraya Allah’ın sevmediği şeyleri sokmamak için gönlü kontrol altında tutmaktır. Kısaca, Yüce Allah’ın düşman olduğu şeyleri gönülden çıkarmak ve kötülüklerin esaretinden kurtulmuş, hür bir müslüman olmaktır.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, “rabıta yapınız” ayeti indiği zaman, ashabına ayette anlatılan ribat ve rabıtanın ne olduğunu şöyle açıklamıştır:

“Zor ve sıkıntılı zamanlarda güzelce abdest almak, kalbi mescitlere bağlı olmak, ibadet yerlerine çokça gidip gelmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini gözetlemek var ya; işte sizin için ribat budur, işte asıl ribat budur, işte asıl ribat budur.” (Buharî, Tirmizî, Nesaî, Malik)

Bu hadisten ribatın iki türlü manasının olduğunu anlıyoruz. Birisi manevi, diğeri maddi sınırları kontrol altında tutmaktır. Korunacak manevi sınırlar ilâhi emirler ve kalbimizdir. Maddi sınırlar ise düşmanın saldırı noktalarıdır.

Kalbin Yüce Allah ile ne halde olduğunu kontrol etmeye murakabe denir. Zahiri düşmanları takip ve kontrol etmeye ise mücadele denir. Her ikisi de mümin için vazgeçilmez birer vazifedir. Çünkü ayette kurtuluş bunlara bağlanmıştır.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:59 pm

TEFEKKÜR YA DA VARLIKLARI RABITA

Kur’an ve Sünnet’te emredilen bir diğer rabıta şekli tefekkürdür. Tefekkür etmek, fikretmek, düşünmek aynı şeydir. Hepsi kalple yapılan bir ameldir.

Düşünmek akıllı olmanın gereğidir. İnsanın en başta gelen özelliği düşünmektir. Tefekkür, boş ve gelişi güzel bir düşünce değildir; gizli bir ilim yoludur. Tefekkür kalp aynasında varlıkların iç yüzünü görmektir. Bilinene bakıp gizli olanı fark etmektir. Görünene bakıp görünmeyene ulaşmaktır. Delile bakıp hedefe varmaktır. Tefekkür, sanata bakıp sanatkârı tanımaktır. Kalp gözüyle Yüce Yaratıcı’nın varlıklarda gizlediği ilmini, kudretini, rahmetini ve hikmetini görüp, O’na hayran olmaktır. Bunun sonu O’nu sevmek, zikretmek, yüceltmek ve O’na teslim olup huzura ermektir. Kur’an’da bu sonuç tefekkür, tezekkür, teemmül, tedebbür, ibret, basiret, marifet ve muhabbete bağlanmıştır.

Tefekkürü tarif ettik. Tezekkür, unutulan bir şeyi hatırlamak, unutmamak ve devamlı tekrar ederek onu kalpte tutmaktır. Teemmül, bir şeyi devamlı ve çok yönlü düşünerek içinde saklı olan manayı ortaya çıkarmaktır. Tedebbür, bir şeyi derinlemesine düşünmek ve arkasındaki gizli manayı çözmektir. İbret, bir şeyde verilmek istenen mesajı almaktır. Basiret, işin iç yüzünü görmektir. Marifet, bir şeyi asli haliyle olduğu gibi tanımaktır. Muhabbet, bir şeyi sevmek ve onunla huzur bulmaktır.

Görüldüğü gibi, bütün bunlar bir irade, yöneliş, gayret, iman ve sabır istemektedir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 10:59 pm

MÜRŞİD YERİNE ALLAH'I DÜŞÜN' SÖZÜ DOĞRU MU?

Yüce Allah’ın zatı hariç, her şey düşünülebilir. Yüce Allah’ın zatı hiçbir şeye benzemediği için onu düşünmek mümkün değildir. Rasuiullah s.a.v. Efendimiz, bu konuda şu ölçüyü önümüze koymuştur:

“Allah Tealâ’nın zatını tefekkür etmeyin/düşünmeyin. O’nun nimetlerini ve yarattığı varlıkları düşünün. Çünkü siz Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azame; Ebu Nuaym, Hilye; Tabaranî, el-Evsat; Beyhakî, Şuabu’l-İman; Elbanî, Sahiha.)

Alimlerimiz bu hadisten hareketle şu temel kaideyi tespit etmişlerdir: “Her ne ki hayal edilir, o Allah değildir.” (Şa’ranî, el-Yevakıt). Yüce Allah’ın dışındaki her varlık düşünülebilir ve nasıl olduğu hayal edilebilir. Fakat Allah nasıl acaba diye düşünülmez, düşünülemez.

Bu hadis, niçin bir mürşidi düşünüyorsunuz da Allah’ı düşünmüyorsunuz, diyenlere cevap vermektedir. Kâmil mürşid, bir varlıktır, kuldur, edep ve takva sahibi salih bir insandır. Allah’ın dostu, halifesi, şahidi, delili ve davetçisidir. Onu düşünmek, hayal etmek, kalpte canlandırmak, gönülde şekillendirmek, rabıta yapmak mümkündür, fakat bu durum Yüce Allah’ın zatı için mümkün değildir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:00 pm

AYETLER, İBRETLER

Yüce Allah, Kur’an’da bütün varlıklara, yerlere, göklere, dağlara, denizlere, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze, yağmura, rüzgara, insana, bitkilere, hayvanlara, tarihte olan olaylara “ayet”, “delil” ve “ibret” ismini veriyor ve onların yaratılmasına, seyrine, sevk ve idaresine, hareket ve sonuçlarına ibretle bakmamızı, onların üzerinde derin derin düşünmemizi emrediyor. Bir sivrisineğin halini, arının yaptığı balı, örümceğin ördüğü ağı misal vererek, akıl sahiplerinin ibret almasını istiyor. Cennet, Cehennem, Sırat, Mizan ve diğer ahiret hallerini safha safha anlatarak, hepsi üzerinde düşünülmesini bekliyor.

Kısaca önümüze iki türlü ayet konmuştur. Birisi Kur’an ayetleri, diğeri kainat ayetleridir. Yüce Allah, bütünüyle Kur’an ayetlerini düşünüp öğüt almamız ve Allah’ın tek ilâh olduğunu anlamamız için indirdiğini haber veriyor. (Nisa, 82; Yusuf, 2; İbrahim, 52 v.d.)

Aynı şekilde yerler, gökler ve içindekilerin de aynı hedef için yaratıldığını bildiriyor ve onlardaki bu ilmi insanların okumasını, içindeki mesajı almasını istiyor. (Bakara, 164; Âl-i İmran, 190-191; Yunus, 101 v.d.)

Bu ayetler bize sadece kainatta olanı biteni haber vermek, onların isimlerini öğretmek ve arada bir kendilerini konu etmek için anlatılmıyor. Bunların tek hedefi kalbi uyandırmak ve Yüce Allah’a bağlamaktır. Çünkü disiplinli düşünmek, bir halden diğerine geçmek içindir. Tefekkürle kalp dirilir, hali değişir, sıfatı güzelleşir. Bu dirilik ve güzellik diğer lâtifelere yansır. Kalp gibi ruh, sır, hafi, ahfa, vicdan, akıl ve şuur da ayet ve delilleri tefekkürün sonucu oluşan ilim ve feyzden nasiplenir. Sonuç güzel ahlâktır.

Tefekkürle cehaletten ilme, dünya hırsından zühde, kibirden tevazuya, benlikten edebe, nefretten sevgiye, korkudan emniyete, vesveseden zikre, boş işlerden ibadete, fani dostlardan ebedi sevgiliye yöneliş ve geçiş sağlanır. İşte buna seyr u sulûk, yani Allah’a gitmek denir. Bu hedefe giderken her şey bir vesileden ibarettir. Tefekkür de en güzel vesiledir. Bunun için, “uyanık kalple bir saat tefekkür yapmak, gaflet içinde bir sene ibadet yapmaktan hayırlıdır” denmiştir. (Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azame; Gazalî, İhya)

Kur’an’da, ayetlerden ibret almak ve sonuç çıkarmak için samimi iman, uyanık kalp, güzel yöneliş, takva, temiz akıl ve sabır gerekli görülmüştür. İman etmeyen ve aklı midesine, kulağı para sesine, gözü cüzdanına bağlı yaşayan kimseler, bu halleriyle kör, sağır, dilsiz, hissiz ve kıymetsiz birer varlık olarak tanıtılmıştır.

Görüldüğü gibi tefekkür lazımdır. Tefekkürün hedefi şirkten kurtulmak, tevhide ve şükre ulaşmaktır. Bu şekilde tefekkür etmek, ibret almak, kendini kontrol etmek ve amellerini muhasebeye çekmek her müminin günlük amelleri arasında yerini almalıdır. Hadiste, aklı başında olan her müminin, gününün bir kısmını bu tefekkür için ayırması gerektiği belirtilmiştir. (İbnu Hıbban, Sahih; Ebu Nuaym, Hilye)
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:00 pm

MUHABBET RABITASI

Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan birisi de muhabbet rabıtasıdır. Muhabbet rabıtası kalbi Allah’ın sevdiği şeylere bağlamak ve onları Allah için sevmektir. Bu sevilecek kimselerin başında Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz gelmektedir. Yüce Allah onu sevginin imamı, delili ve rehberi yapmıştır. (Âl-i İmran, 31; A’raf, 157-158) O’na uymadan Allah’ı seviyorum demek yalandır.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kendisi için her müminden şu derece bir sevgi ve kalp bağı istemektedir: “Sizden biriniz beni kendi nefsinden, ailesinden, çocuklarından, anne babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe, tam iman etmiş olmaz, gerçek imanın tadını tadamaz.” (Buharî, Müslim, İbnu Mace, Ahmed)

Ayrıca her müminden Ashab-ı Kiram’ı, alimleri, salihleri ve mümin kardeşlerini sevmesi, onları hayırla anması, kalbinde onlara yer vermesi, dualarına katması, onlarla ilgilenmesi istenmektedir.
“Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız” hadisi, bu sevgiyi anlatmaya yeterlidir. Yüce Allah’ın: “Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur.” (Hud, 113) uyarısını her kalp sahibi dikkate almalıdır. “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve benim sadık kullarımla beraber olun.” (Tevbe, 119) ayeti, kalbin kimlere yönelmesi ve bağlanması gerektiğini göstermektedir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:00 pm

ÖLÜM RABITASI

Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan biri de ölüm rabıtasıdır. Kur’an’da insanı dehşete düşürecek, hayrete sevkedecek ölüm halleri, kıyamet sahneleri ve ahiret manzaraları anlatılmaktadır. Bunlarla kalp dünyadan çekilip ebedi ahiret yurduna yöneltilmek istenmektedir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Abdullah b. Ömer’e: “Kendini ölmüş ve kabre girmiş say.” (Tirmizî, Ahmed) buyurarak ölüm rabıtasını tavsiye etmiştir. Bu rabıta ile insanın dünyanın boş sevgi ve zevklerinden çekilip ebedi ahiret güzelliklerine yöneleceğini, gafletin gidip kalbin dirileceğini ve günahlardan temizleneceğini haber vermiştir. (Tirmizî, Nesaî, Münavî, Beyhakî)

Allah dostları tefekküre büyük önem vermişlerdir. İnsanın terbiyesi, konuşması kadar susmasından da anlaşılır. Ancak, boş konuşma ve kötü düşünce kınandığı gibi, içinde güzel düşünce ve tefekkür olmayan suskunluk da kınanmıştır.

Velilerden Fudayl b. İyaz rh.a. der ki: “Tefekkür bir aynadır. Sana iyiliklerini ve kötülüklerini gösterir. Onda kalbinin halini görürsün.”

Alimlerden Abdullah b. Mübarek rh.a., velilerden Sehl b. Ali k.s.’yi derin bir tefekküre dalmış halde gördü. Onun ahiret hallerini düşündüğünü anladı ve “Nereye kadar ulaştın?” diye sordu. O da, “Sırat köprüsüne kadar.” cevabını verdi.

Bişr b. Haris rh.a., tefekkürle elde edilecek sonucu şöyle özetler: “Eğer insanlar Yüce Allah’ın büyüklüğünü anlayabilselerdi, ona isyan etmezlerdi.”
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:01 pm

RABITANIN SONUCU

Tasavvuf büyüklerinin tarif ve tatbik ettiği rabıta da yukarıda anlatılan tefekkür çeşitlerinden birisidir. Rabıta, görülmesi Yüce Allah’ı hatırlatan kâmil bir veliyi gönül aynasında seyretmek ve üzerinde zuhur eden ilâhi tecellileri görüp, Yüce Allah’ı zikretmekten ibarettir.

Diğer bir yönüyle rabıta, Yüce Allah’ın dostu ile gönülde beraber olmaktır. Onun kalbine emanet edilen ilâhi nura bağlanmaktır. Onun ilâhi aşkla kaynayan kalbine inen feyizden nasiplenmektir. Velideki dostluk sırrını düşünmektir. Salihleri özlemek ve onlardaki güzel ahlâka özenmektir. Sevgi atmosferi içinde kalbi uyandırıp Hakka yöneltmektir.

Kısaca rabıta, Allah’ın yeryüzündeki şahidine bakarak Allah’ı tanımaktır. İşte tefekkürün özü de budur.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:01 pm

RABITA YAPMANIN FAYDALARI

Rabıta ile elde edilecek iki önemli sonuç vardır. Birincisi zikir, ikincisi edeptir.

Bir insan için en tehlikeli hastalıklar gaflet ve kibirdir. Rabıta, gafleti zikre, kibri tevazu ve edebe çevirir.

Rabıtanın hedefi, devamlı Allahu Teala ile huzur hâlini elde etmektir. Bunun neticesi ise ihlas ve tevazudur.

Rabıta yoluyla kalbi desteklenen ve edeplenen mürid, her işinde sünnet üzere hareket etmeyi öğrenir. Allahu Teala’ya güzel kullukta başarılı olur.

Büyükler, edeb ve şartlarına uygun olarak yapılan bir rabıtanın müridi kemale erdirmek için yeterli olduğunu belirtmişlerdir. Rabıta sevginin çokluğuna göre güzel ve devamlı olur. Rabıtada hiç bir şey gözükmese ve hissedilmese bile, anlatıldığı adap üzere yapmaya devam etmelidir.
Mürid ihlasla yaptığı amellerini gösteriş veya kendini beğenmek sûretiyle kaybetmesin diye büyükler rabıtayı emretmişlerdir. Rabıtanın en önemli faydası müridi nefsinin terbiyesi ile kibir ve benlikten kurtarmaktır. Çünkü bir yönüyle de rabıta, şeytanın hücumlarına karşı büyüklerin rûhaniyetine sığınmak ve onlarla tehlikeden korunmaktır.

Rabıta yoluyla insan hayatını gönlündeki mürşidiyle paylaşmış olur. Kâmil mürşid, müridin gerçek dostudur, hak yolunda en güvenilir rehberidir. Onu her işinde önüne alan kimse hak ve hakikatten sapmaz. Mürşidin ruhaniyeti müridin sevgi ve ilgisine göre kendisine tasarruf ve yardım eder. Bu gönül beraberliği sayesinde mürid kibirden ve benlikten korunur, ihlası elde eder. Yaptığı hayırlı amelleri gözünde büyütmez, kendisini beğenmez, malı ile kibirlenmez, makam ve mevkiiyle övünmez, insanları küçük görmez. Yaptığı her ibadetin sonunda ve elde ettiği her nimetin önünde, rabıta ile nefisini muhasebeye çeker, kontrol eder. Buna devamlı rabıta hâli denir. Bu hâli elde etmeye çalışmalıdır. Bunu başaran kimse gerçekten büyük bir saadeti ele geçirmiş olur.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:02 pm

RABITA İLE İLGİLİ EDEPLER

Mürid, mürşidini Allah ile kendisi arasında güvenilir bir rehber görmelidir. Onun Allah rızasına giden yolda en güzel bir vasıta ve vesile olduğunu unutmamalıdır.

Mürşidin uzaktan feyiz vermesi, kalplere tasarrufta bulunması Allahu Teala’nın kâmil velilere verdiği özel bir yetkidir. Allahu Teala velisini seven ve gönlünü onun gönlündeki nura bağlayan kimseye çok özel ikramlarda bulunmaktadır. Buna uzaklık mani değildir. Bunun örnekleri çoktur.

Mesela, Veysel Karanî Hz.leri Resûlullah (s.a.v) Efendimizi hiç görmediği hâlde muhabbet ve ruhaniyet yoluyla kendisinden özel terbiye ve feyiz almıştır. Efendimiz (s.a.v) onu ashabına anlatmış, ismini vermiş, sıfatlarından bahsetmiştir. Ayrıca Hz. Ömer ile Hz. Ali’ye onu ziyaret etmelerini emretmiş ve onlara şu tavsiyede bulunmuştur:

“Onunla karşılaştığınız zaman sizin için istiğfar etmesini isteyin ki Allah sizi affetsin”40 işte bu hâle temiz ruhların tanışması, kaynaşması ve yardımlaşması denir. Zaten rabıta birbirini seven ve özleyen ruhların buluşmasından ibarettir.

Kâmil mürşidin uzaktaki müridinin hâllerini Allah’ın izniyle bilmesi ve görmesi mümkündür. Ancak bu görme ve bilme şekli sınırlıdır. Mürşidin Allahu Teala gibi her şeyi gördüğünü ve bildiğini düşünmek haramdır, şirktir. Mürşiddeki bütün yetkiler, feyiz ve nurlar Allahu Teala’nın ikramıdır.

Şah-ı Nakşibend (k.s) bu görüşün nasıl olduğunu şöyle belirtmiştir:
“Veliler her gördüklerini Cenab-ı Hakk’ın kendilerine ikram ettiği feraset nuru ile görürler. Öyle ki bu nur ile baktıklarında uzak ile yakının bir farkı olmaz.”

Kâmil mürşidin sahip olduğu yüksek ahlak, feyiz ve nurlar onun ruhâniyetinden ayrılmaz. Bu ruhaniyet zaman ve mekân ile bağımlı ve sınırlı değildir. Allahu Teala dilediği kullarına bu ruhaniyet yoluyla pek çok faydalar ulaştırır. İmam-ı Rabbani’nin (k.s) belirttiği gibi; bu faydadan bazen mürşidin de haberi olmayabilir.

Bir mürid, devam ettiği rabıtasında şeyhinin sûretini düşünürken müşahede veya kendinden geçme (gaybet) gibi manevi hâllere ulaşırsa rabıtayı bırakıp gelen hâle yönelmesi gerekir.

Şah-ı Nakşibend (k.s) Hazretlerinin müridlerinden birisi huzurunda rabıta yapıyordu. Bir ara müridde manevi hâl zuhur etti. Fakat mürid hâlâ rabıta ile meşgul olmaya çalışıyordu. Şah-ı Nakşibend (k.s) durumu fark etti, müride hitaben: “Bana rabıtayı bırak, sana gelen hâle yönel!” diye uyardı.41

Mürid, bir vasıta olmadan Cenab-ı Haktan vasıtasız ilim ve feyz alma gücüne ulaşamadıkça daima râbıtaya muhtaçtır. Arada bir vasıta olmadan feyz almaya güç yetirince vasıtanın terk edilmesi gerekir. Zira o hâlde vasıtayla uğraşılacak olursa netice manevi gerilemeye gider. Ancak rabıtanın bırakılacağı zamanı mürid değil, mürşid belirler.

Râbıtada mürşid ile mürid arasına kimse giremez, himmet dağıtamaz. Bana yönel ki seni mürşidle buluşturayım, gibi sözler doğru değildir.
Mürşidin sağlığında ondan başkasına râbıta edilmez. Bu iş ortaklık kabul etmez.
Rabıtayı vasıta olmaktan çıkarıp gaye hâline getirmek yanlıştır. Rabıtadan asıl maksat mürşidi düşünmek değil, onda tecelli eden ilahi nur ve rahmeti seyredip Yüce Allah’ı zikretmektir. Vesilelerin maksat kabul edilmeleri doğru değildir. Vesileye muhabbet, Allah sevgisine vesile olursa, kıymetlidir. Yoksa, hayırlı vesile olmaktan çıkar, kalbe perde olur, sahibine zarar verir.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:02 pm

Rabıta Farklı Derecelerde Gelişir

Bu yolun büyükleri derler ki: Râbıtanın şekil ve dereceleri farklı farklıdır. Onun tek bir şekli yoktur. Bu sebeple mürid sabırlı olmalı, hak yolundaki edeplere dikkat etmelidir. Kalbini öldürecek boş işlere dalmamalıdır. Dinin emirlerine sıkıca yapışıp nefsi yavaş yavaş rabıtaya alıştırmalı ve bu hâli ilerleterek rabıtanın farklı derecelerine ulaşmalıdır.

Şu çok önemli: Kâmil mürşidi düşünürken onun kulluk sıfatını unutmamak ve kendisine ait olmayan sıfatları düşünmemek gerekir. Bir sevgi haddi aşınca sevgiliye ihanete dönüşür. Müride düşen mürşidini yüceltmek değil, ondaki yüksek sıfat ve ahlaklardan nasiplenmektir.
İş-güç esnasında kısaca mürşidimin huzûrundayım diye düşünmek kâfidir. Yine Namaz ve Kur’an okurken namazını ve okuyuşunu karıştıracak şekilde râbıta yapmaktan sakınarak kısaca: “mürşidimin huzurunda Kur’an okuyorum, yanında namaz kılıyorum” diye düşünüp okunacak şeylerin güzel yapılmasına, mânâlarının düşünülmesine dikkat edilmelidir. İşte devamlı râbıta böyledir. Bu kısmı, kulun gayretine bağlıdır. Gelecek mânevî zûhûrat ve zevkler ise vehbîdir. Onlar Allah vergisi olup, kulun müdâhâlesi söz konusu değildir. “39

Namazın içinde rabıta yapılmaz. Namazda kendiliğinden oluşan rabıta hâlinin bir zararı yoktur; ancak bu hâle iltifat edilmez.
Namazda kalbi dağılan kimse: “Şu anda Kabe’de namaz kılıyorum, mürşidimin arkasında namazdayım, sağımda cennet, solumda cehennem var, ayaklarımın altında sırat köprüsü kurulu...” şeklinde bir çeşit zikir sayılacak ve kalbini toplayacak şeyleri düşünmesinin bir zararı yoktur, aksine faydası vardır. Böyle bir düşünce şirk değildir. Namazın ve içindeki bütün amellerin hedefi Yüce Allah’ı zikirdir. Bu zikre vesile olan, kalbi uyandıran, gönlü toplayan, ibrete yol açan düşünceler, tefekkürler, hayaller, namazın ruhuna aykırı değildir.

Mürid bu şekilde rabıtayı bütün vakitlerine yaymaya ve her zaman mürşidi ile kalb bağlantısı kurmaya çalışmalıdır. Çünkü gönlünü ve gündemini mürşidi ile doldurmayan kimsenin gönlü kendini meşgul edecek bir sevgili bulur. Ancak her sevgili onu Allah’a bağlamaz, her sevgi saadet sebebi olmaz.
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:03 pm

RABITAYI BOZAN DURUMLAR

İnsan kalbi çok hassas ve hareketlidir, devamlı değişim içindedir. Mürid her zaman aynı derecede uyanık ve sevgi içinde rabıta yapamayabilir. Bazen rabıta bozulur, zayıflar ve etkisi iyice azalır. Bunun müridden ve dışardan kaynaklanan bazı sebepleri vardır. Bunlar kısaca şunlardır:

1-Mürşid hakkında şüpheye düşmek. Bu hâlden kurtulmanın çaresi sık sık tövbe tazeleyip mürşidle kalp bağını kuvvetlendirmektir. Mürşid hakkında kalbe gelen vesveselere aldırış etmemelidir. Allahu Teala’dan özel yardım istemeli ve kalbinin haktan kaymaması için dua etmelidir.

2-Mürşidden başkasının etkisinde kalmak ve gönlünü başka birisine kaptırmak. Bu hâlin tedavisi, kendisini şeyhinden uzaklaştıracak her şeyden gözünü ve gönlünü çekmektir. Mümkünse bizzat mürşidinin yanına gitmeli, onun nazarları altına girmeli, böylece sevgisini kuvvetlendirmelidir. Bu mümkün değilse hayalen mürşidi ile beraber olduğunu düşünmelidir.

3-Büyük günah işlemekten meydana gelen gaflet ve ümitsizlik. Bu hâlin çaresi, nefsi devamlı hayırlı amellere sevk etmek, haram ve boş işlerden el çekmektir. Bununla birlikte kişi günde yetmiş defa günah işlese bile, yetmiş defa Allah’a tövbe etmelidir. Hiçbir hâlde ümitsizliğe ve karamsarlığa düşmemelidir. Mürid nefsine mağlup oldukça daha fazla manevi desteğe muhtaç olduğunu anlamalı, günahlarla zayıf düşen kalbinin kuvvetlenmesi için zikir, istiğfar ve rabıtaya sarılmalıdır.

4-Velilere itiraz ve düşmanlık yapan kimselere yaklaşmak ve onlara kulak vermek. Mürid en büyük zararı Allah dostlarını inkar eden, hafife alan ve onlara karşı edep dışı davranan kimselerden görür. Nefis kötü ve olumsuz şeylere hemen yönelir. Öyle ki insan Allah dostlarının güzel hâlleri hakkında bin söz dinlese, peşinden bir münkirin onları küçük düşürecek bir sözünü işitse nefis bin hak sözü bırakır, bir boş söze takılır, onunla kalbin huzurunu kaçırır. Bunun için münkirden kaçmalı, edepli, muhabbetli ve Allah dostlarıyla rabıtası kuvvetli salih insanlara yakın olmalıdır.

Sadatlar, sofileri en çok münkirlere karşı uyarmışlar ve sohbetlerinde şöyle demişlerdir:

“Bir kimse papazla oturup kalksa, aynı kaptan, aynı kaşıkla yese içse, ondan gördüğü zarar, bir münkirden gördüğü zararın yanında hiç kalır.”

Kaynak:
Dr. Dilaver Selvi
Kaynaklarıyla Tasavvuf Kitabı
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:04 pm

Rabıta bir ibadet midir?

Önce şunu belirtelim ki, rabıtayı tarif eden mürşidler, tek bir tanımla yetinmemişlerdir. Çünkü rabıta, özü itibariyle sevmek ve kalbi sevdiğine bağlamaktır. Rabıtada, sevdiğini gönül gözüyle görmek, özlemek, onunla hayalini süslemek ve kendisine benzemek vardır. Sevgiye bir sınır konulamayacağı için, onu tek bir tarifle ifade etmek de mümkün değildir.

Sonra rabıta, namaz, oruç, zekât, hac gibi dinimizce şekli belirlenmiş bir ibadet değildir. Ezan, teşrik tekbirleri, telbiye, salât u selam, fatiha, tahiyyat gibi nasıl yapılacağı öğretilmiş bir zikir türü de değildir. Özel manası ile rabıta, kalbi uyandırıp zikre geçirmek ve ibadete hazırlamak için uygulanan bir terbiye yöntemidir. Bir tefekkür şeklidir, feyz alma yoludur, muhabbeti artırma sebebidir, sıfatı değiştirme vesilesidir.

Bu nedenle rabıta, akaid ve fıkıh kitaplarında değil, ahlâk ve tasavvuf kitaplarında konu edilmiştir.



Kaynak; Semerkand Dergisi
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:04 pm

MÜRŞiDiN HUZURUNDA YAPILAN RABITA

Mürid, mürşidinin huzurunda rabıta yaparken, onu yüksekçe bir taht üzerinde oturan azametli bir sultan gibi görür. Kendisi de onun huzurunda boynunu büküp duran bir fakir gibi bulunur. Kalbini bir dilenci torbası gibi açarak hükümdarın huzuruna arz eder. Bu hâl, hayal ile değildir. Çünkü orada mürşid hazırdır ve hayale gerek yoktur. Mürid, ümit ve edeple mürşidinin vereceği manevi hediyeleri bekler, ondaki nur ve feyze talib olur. Bütün duygularını ve sevgisini onda toplar.

Kaynak: Arifler Yolunun Edepleri Kitabı
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: RABITA nedir?

Mesaj  -DERGAH- Bir Çarş. Kas. 05, 2008 11:04 pm

MÜRŞiDiN GIYABINDA YAPILAN RABITA

Mürşidin gıyabında yapılan rabıta iki kısımdır. Birisi günlük ders olarak yapılan rabıta, diğeri de devamlı olup bütün zamanlara yayılan rabıtadır. Her ikisini usulüne uygun yapanlar büyük menfaat elde ederler. Bu usulleri kısaca tarif edelim.

GÜNLÜK DERS OLARAK YAPILAN RABITA

Mürid, günlük rabıta dersini yapacağı zaman, akşam namazından sonra, abdestli bir şekilde kıbleye karşı adap üzere oturur, gözlerini kapatır, yirmi beş (25) defa estağfirullah der. Mürşidinin dolunay gibi ilahi nurlarla parlayan cemalini hayalinde canlandırır. Onu gözünün önüne getirmeye ve ondaki nurlardan nasiplenmeye çalışır. Bunun için mürşidin iki kaşı arasından çıkan bembeyaz süt şeklindeki ilahi nurun ve feyzin, müridin ağzından girerek kalbinin üzerine geldiğini, kalbinden yayılarak bütün vücudunu sardığını düşünür. Buna 10-15 dakika devam eder. Rabıtanın en azı beş (5) dakikadır. Duruma göre bu süre uzatılabilir. Sonra 25 defa estağfirullah diyerek gözler açılır.
Kadınlar ders rabıtası yaparken, mürşidi bir nur şeklinde, güneş gibi parlak vaziyette düşünürler. Mürşidin vücut azaları, başı, yüzü, gözü zahiri olarak değil, ilahi nur ve feyiz ile dolu gönlü ve o gönüldeki nurun dışa yansımış hâli düşünülür. Ruh ruha, kalp kalbe, gönül gönüle bağlanır ve ondaki ilahi nurdan, feyizden, sevgiden, ilimden ve edepten nasiplenmeye çalışır.

Ders olarak yapılan rabıtanın vakti akşam ile yatsı arasıdır. Ramazan- şerif ayında ise bu ders öğle ile ikindi namazı arasında yapılır. Ramazan ayının ve orucun bereketinden istifade etmek için Ramazan ayında rabıta, gündüz yapılır.

Kaynak: Arifler Yolunun Edepleri Kitabı
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz