En son konular
» "hizmet" ALLAH Için Olmalı
Ptsi Eyl. 27, 2010 4:38 am tarafından sofyan

» HATME DUASI
Ptsi Şub. 22, 2010 8:46 pm tarafından -DERGAH-

» Kulun yaratılışının nedeni aşktır
Perş. Tem. 23, 2009 11:25 pm tarafından -DERGAH-

» ...AŞK...
Perş. Tem. 23, 2009 11:13 pm tarafından -DERGAH-

» Kaside-i Nakşi
Çarş. Tem. 22, 2009 9:02 pm tarafından -DERGAH-

» S.İhsan Erol'un "Mahserin Halleri" sohbeti
Çarş. Tem. 22, 2009 9:01 pm tarafından -DERGAH-

» S.Ihsan Erol´dan GAFLET sohbeti
Çarş. Tem. 22, 2009 8:58 pm tarafından -DERGAH-

» Tasavvuf "Samimiyet" tir
Çarş. Tem. 22, 2009 8:53 pm tarafından -DERGAH-

» O, Benim de Evlâdımdır
Çarş. Tem. 22, 2009 8:49 pm tarafından -DERGAH-

» TÖVBE etmek ne demektir???
Çarş. Tem. 22, 2009 8:47 pm tarafından -DERGAH-

» bizim SEVGİMİZ
Çarş. Tem. 22, 2009 8:46 pm tarafından -DERGAH-

» AHLAKI Güzelleştirmek İçin ESMÂÜ’ L HÜSNA
Çarş. Tem. 22, 2009 8:39 pm tarafından -DERGAH-

» Yazık sana!..
Çarş. Tem. 22, 2009 8:27 pm tarafından -DERGAH-

» bu gün O'nun için bir şey yap!
Çarş. Tem. 22, 2009 8:24 pm tarafından -DERGAH-

» Kalben Allah’a YÖNEL ki O’nun LÜTUFLARI gelsin
Çarş. Tem. 22, 2009 8:21 pm tarafından -DERGAH-

» En Büyük Kalkan "ZİKRULLAH"
Çarş. Tem. 22, 2009 8:18 pm tarafından -DERGAH-

» 33 kalemde "HAMDOLSUN"
Çarş. Tem. 22, 2009 8:17 pm tarafından -DERGAH-

» Allah (cc)'a Kulluk ve Samimiyette Kararlı Olmak
Çarş. Tem. 22, 2009 8:15 pm tarafından -DERGAH-

» Kermese Davet!!!Essen´de
Paz Mayıs 17, 2009 10:04 pm tarafından tasavvuf

Istatistikler
Toplam 40 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: sivereklisofi

Kullanıcılarımız toplam 840 mesaj attılar bunda 375 konu
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 188 kişi Çarş. Ağus. 09, 2017 6:26 pm tarihinde online oldu.
Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

:
AKTIVE-X-YÜKLE                               DJ-GIRISI                             NIK-AL

Arifler Yolunun Edepleri (Semerkand Yayınları)

4 sayfadaki 4 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4

Aşağa gitmek

Geri: Arifler Yolunun Edepleri (Semerkand Yayınları)

Mesaj  -DERGAH- Bir C.tesi Kas. 29, 2008 12:29 am

Hizmet Sabır ve Cesaret İster

Allah yolunda çekilen çilelerin karşılığı cennet ve ilahi rızadır. Hizmet esnasında önümüze çıkan zorluklar, daha fazla sabır gösterip sevap kazanmamız içindir. Kolay elde edilen şeyler kalıcı olmaz. Hak yolunda koşan bir insanın en büyük hizmeti kendisinedir. Hizmetteki ilk fayda hizmet edene aittir. Bunun için Allah rızası için yola çıkan bir kimse, bu yolda bütün çileleri baştan kabul etmelidir.

Halkın çilesini çekmek bütün peygamberlerin en başta gelen sünnetidir. Onlar, Allah rızası için hayatları boyunca halkın içinde olmuşlar, dertleri ile dertlenmişler, onların zahmet ve yükünü çekmişlerdir. Peygamberlerin sultanı Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, yeri Arş-ı A’la ve cennet iken yeryüzündeki insanların arasında zahmet çekmeyi tercih etmişti. Onun insanlar tarafından yerli yersiz rahatsız edildiği gören amcası Abbas (r.a) bir gün Efendimizin huzuruna gelip:

-Ya Rasulellah! Görüyorum ki şu insanlar size çok eziyet veriyorlar, çıkardıkları tozlar zat-ı alinizi rahatsız ediyor. Kendinize yüksekçe özel bir yer yaptırsanız da onlarla oradan konuşsanız! diye üzüntüsünü dile getirdi. Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in cevabı şu oldu:

-Hayır! Allah beni içlerinden alıp huzuruna kavuşturana kadar onların arasında duracağım. Varsın ökçelerime bassınlar, elbiselerimi çeksinler, bir şey olmaz.”141

Arifler: “canı değerli olanın dini değersiz olur.” demişlerdir. Yani insanlardan, fakirlikten, kınanmaktan, gelecekten korkarak Yüce Allah’a dostluk ve güzel kulluk yapılamaz. Korkunun çaresi korkmamaktır. Çilenin çaresi, sevgilinin hatırına çileyi sevmektir. Maldan ve candan fedakarlık etmeden sevginin tadı nasıl tadılacak ve cennete nasıl adım atılacaktır?

Seyyid Abdulbaki Hz.leri (k.s) sık sık: “Korkmayın, eğer illa korkacaksanız Allah’tan korkun.” diyerek insanlara cesaret vermektedir.

_________________


Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da ibret al.
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da, ibret al!
Pâdişâh olsan da derler, 'er kişi niyyetine'
Var, musallâda yatan mevtâya bak da ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Arifler Yolunun Edepleri (Semerkand Yayınları)

Mesaj  -DERGAH- Bir C.tesi Kas. 29, 2008 12:30 am

Hizmetin Temeli İstişaredir.

Bir hizmeti tek şahsa teslim etmek tehlikelidir. Tehlike, hem şahsa hem hizmete ait olur. Hizmetin başında olan kimse, sırf kendi aklına güvenmemelidir. Ayrıca hizmetteki arkadaşlarına kıymet vermeli, onların görüşlerini dinlemeli, ortaya konan görüşleri değerlendirip en isabetlisini tercih etmelidir. Başkan olan kimse kendi tercihine uymasa da doğru görüşü tasdik etmeli, benlik ve kibir ile yanlış görüşünde ısrar etmemelidir.

Bütün hizmet ehli, şu ayetlerdeki edeplere dikkat etmelidir:

“Rasulüm sen onlara Allah’tan bir rahmet ile yumuşak davrandın.

Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, etrafında kimse kalmaz hepsi dağılır giderdi. Onlarda gördüğün kusurları affet, onlar için Allah’a istiğfar et ve yapılacak işlerde kendileriyle istişare yap.”142

İşte bir istişare örneği:

Hendek harbinin yapıldığı günlerde Müslümanlar ciddi sıkıntılar çekmeye başlamışlardı. Bu durumu gören Hz. Rasululah (s.a.v) Efendimiz, müşriklerle iş birliği yapan ve karşı cephede bulunan Gatafan kabilesinin reisleri Uyeyne b. Hısn ile Haris b. Avf el Mürrî’ye haber göndererek kendileriyle bir anlaşma yapmak istedi. Savaştan vaz geçmelerine karşılık olarak kendilerine Medine’nin senelik hurmalarının üçte birisini vermeyi teklif etti. Onlar da bunu güzel buldular. İki taraf arasında durum konuşuldu ve anlaşma metni yazıldı. Henüz imzalanıp yürürlüğe girmeden önce Rasululah (s.a.v) Sa’d b. Muaz ile Sa’d b. Ubade’yi huzurlarına çağırıp durumu ve varılan anlaşmayı onlarla da istişare etti. Onlar da:

-Ya Rasulellah! Bu işi siz mi istiyorsunuz. Eğer böyle ise biz sizin arzunuza uyarız. Yahut bu mutlaka uymamız gereken ilahi bir emir mi? Yoksa sizin bizi düşünerek yaptığınız bir anlaşma mı? diye sordular. Rasululah (s.a.v):

- Hayır, bunu sizin için yapıyorum. Görüyorum ki bütün Araplar birleşerek tek vucüt olmuşlar her taraftan size saldırıyorlar. Bu şekilde bir dereceye kadar güçlerini kırmayı düşündüm, buyurdu. Bunun üzerine Sa’d b. Muaz (r.a):

- Ya Rasulellah! Bizler bir zaman Allah’a şirk koşardık, putlara tapardık, Allah’a ibadet etmez ve O’nu tanımazdık. Bu günlerde bile bunlar misafir olarak ikram ettiğimiz veya parasıyla sattığımızın dışında zorla bizden bir hurma tanesi yiyemezlerdi. Şimdi Allah bizi İslam’la şereflendirmişken, sizinle ve İslam’la bizi kuvvetlendirmişken nasıl olur da onlara mallarımızı veririz. Onlarla böyle bir anlaşma yapmaya hiç ihtiyacımız yoktur. Allah onlarla bizim aramızda hüküm verinceye kadar onlara kılıçtan başka verecek bir şeyimiz yok, dedi. Resûlullah (s.a.v):

-Evet, dediğin güzel, buyurdu. O zaman Sa’d (r.a) anlaşma metinini aldı, içindeki yazıyı sildi ve: Bize karşı ellerinden geleni yapsınlar, dedi.143

Bu hadisede hizmet ehli için önemli prensipler mevcuttur. Görüldüğü gibi Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz bile kendi fikrini ashabı ile istişare edip değerlendirmeye tabi tutmuştur. Bunu, ayetle sabit olmayıp, ictihada açık olan bir konuda yapmıştır. Ashab-ı Kiram Rasulullah Efendimiz (s.a.v) istedikten sonra değil bütün mallarını canlarını bile vermeye hazır iken, işin aslını öğrenmek için soru sormaktan çekinmemişlerdir. Önce alınan kararın ayetle mi yoksa sünnetle mi ortaya konduğunu sorarak bağlayıcılık yönünü bilmek istemişlerdir. Konuyu içtihada müsait görünce, Allah için bildikleri doğruyu söylemeyi dini bir vazife saymışlardır. Burada Rasulullah Efendimize (s.a.v) herhangi bir itiraz yoktur, aksine onun sevineceği ve rahat edeceği sonucu arama çabası vardır. Rasulullah Efendimiz de (s.a.v) büyük bir olgunlukla önceki kararından rahatlıkla vazgeçmiş ve Sahabinin tercih ettiği doğruya katılmıştır. Farklı hükmü sahabi teklif etmiş, Efendimiz (sa.v) tasdik edip sonuca bağlamıştır.

İstişare yaparken o işten anlayan ehil insanları bulmak da bir vazifedir. Alınan yeni bir kararda onu uygulayacak kimselerin fikir ve desteklerinin bulunmasına özellikle dikkat etmek gerekir. İstişareden sonra varılan sonucu herkesin sonuna kadar desteklemesi gerekir. Karar aşamasında evet deyip veya sukût edip, uygulamada geri duranlar ve tenkitle uğraşanlar hizmeti hezimete çevirirler. Bu açıkça bir cahillik veya gizlice münafıklık alametidir. O halden Yüce Allah’a sığınırız.

_________________


Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da ibret al.
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da, ibret al!
Pâdişâh olsan da derler, 'er kişi niyyetine'
Var, musallâda yatan mevtâya bak da ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Arifler Yolunun Edepleri (Semerkand Yayınları)

Mesaj  -DERGAH- Bir C.tesi Kas. 29, 2008 12:30 am

Hizmetin İçinde Olanlar Özel Himaye Altındadır

Hizmet Allah’ın emanetidir. Allah için hizmet eden kimse Yüce Allah’ın himayesindedir. Bu himaye ihlasa bağlıdır. Niyeti güzel olanın feyzi kesilmez, ameli zayi olmaz. Dost olan dünya ve ahirette yalnız bırakılmaz. Edeple Hakkın işini gören kimselerin pişman olduğu, zarar ettiği tarihte görülmemiştir. Canını ve malını sevip onu özel himaye altına almak isteyen kimse onları Allah için Allah yolunda harcamalıdır. Büyük arif İmam Şa’ranî (k.s) anlatır:

Mürşidim Ali b. Vefa (k.s) derdi ki: Müridlerden kim Alemlerin Rabbinin özel himayesinde olmak istiyorsa, mürşidine sadakatle hizmet etsin, onun emirlerine canla başla koşsun. Yapılmasını işaret ettiği işlerde mürşidine muhalefet etmesin. Hizmette olan müridler daima Yüce Allah’ın şu ayetini düşünsünler:

“Süleyman’ın emrine de kasırga gibi esen rüzgarı verdik. Rüzgar onun emriyle hareket eder, içinde bereket yarattığımız yere doğru eserdi. Biz her şeyi biliriz.

Ayrıca şeytanlardan bir grubu da Süleyman’ın emrine vermiştik. Onun için dalgıçlık yaparlar (denize dalıp inciler çıkarırlar) ve bunun dışında başka işler de görürlerdi. Biz onları özel gözetim ve muhafaza altında tutuyorduk.”144

Bakınız Yüce Allah sadık dostlarının hizmetinde bulunan ve emri altında çalışan kimseleri nasıl muhafaza ediyor.”145

Müfessirler, cinlerin neden ve nasıl muhafaza edildiği konusunda şu açıklamalarda bulunmuşlardır:

Allahu Teala, Hz. Süleyman’ın emrinde çalışan cinleri, diğer kötü cinlerin şerrinden koruyordu. Onları bu hayırlı işten alıkoymak isteyen cinlere fırsat vermiyordu.

Yüce Allah, önündeki işini bozmak isteyen cine fırsat vermiyor, hem elindeki işi koruyor hem de onu yapan cini muhafaza ediyordu. Allahu Teala hizmette olan cinleri diğer cinlere ve insanlara zarar vermekten alıkoyuyordu.

Ayrıca Allahu Teala cinlerin gündüz yaptığı hizmeti ve hayırlı amelleri gece zayi etmelerinden onları muhafaza ediyordu. Hz. Süleyman (a.s) cinlerden bazısını bir işe gönderdiği zaman yanına bir de insan veriyordu. Bu insana, o cini devamlı gece gündüz hizmetle meşgul etmesini emrediyordu. Çünkü cinler gündüz yaptıkları hayrı gece boş kalınca koruyamıyor, bir şekilde onu mahvediyorlardı.146

Hz. Süleyman (a.s), emri altındaki bu zayıf varlıkları kuvvetli kimselerle destekliyordu. Böylece onlara merhamet ediyor, iyilik yapıyor, vefa gösteriyordu.

İnsanı bütün hayırlı ibadet, iş ve hizmetlerden geri koyan önce nefsi, sonra kötü arkadaşıdır. Bir de boş kalmaktan, işsiz, ibadetsiz, hedefsiz yaşamaktan şiddetle sakınmalıdır. Tek başına kalan kimseye şeytan yakın olur. Onun hem niyetini, hem amelini bozar. Boş kalan kimse, boş işlere bulaşır. Onun için her insan salih insanların nezareti altında Allah yolunda bir çeşit hizmet etmeyi ve onların nazarları altında kalmayı cana minnet bilmelidir. Bugün kâmil mürşidlerin, Rabbani alimlerin nezaretinde görülen bütün hizmetler ve o hizmetleri yürütenler, Hz. Süleyman’ın (a.s) nezaretinde görülen hizmetler ve hizmetçiler gibi Yüce Allah’ın himayesi altındadır. Bu kıyamete kadar böyledir. Yeter ki, hizmet edenin ihlası zedelenmesin, hizmetteki edepler zayi edilmesin.

Her mümin Allah yolundaki hizmetlere bir şekilde katılmalıdır. Malı ve canı ile bizzat hizmetin içinde olamayan kimseler, kalbi, niyeti, duası, sevgisi ve rızası ile hizmetlere destek vermelidir.

Bir hayra rıza gösteren, teşvik eden ve sebep olan kimse, o hayrı yapmış gibidir. Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Bir hayra niyet eden fakat gücü yetmediği veya bir mazereti olduğu için onu yapamayan ve buna üzülen kimse, o hayrı yapmış gibi sevap alır. Bunun ölçüsü, niyet edilen şeyi yapma fırsatı bulduğunda hemen yapmaktır. Yoksa boş temenni olur. İyi şeyleri temenni etmek de güzeldir, fakat bu temenni azim, arzu ve karar derecesine çıkmalı ki, o işi yapılamayınca bile sevap kazandırsın.

_________________


Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da ibret al.
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da, ibret al!
Pâdişâh olsan da derler, 'er kişi niyyetine'
Var, musallâda yatan mevtâya bak da ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Arifler Yolunun Edepleri (Semerkand Yayınları)

Mesaj  -DERGAH- Bir C.tesi Kas. 29, 2008 12:31 am

Hizmetlerin Hedefi Nefsin Islahıdır

Bir insanın nefsini ıslah etmesinden daha büyük bir hizmet yoktur. Çünkü nefsi ıslah, kalbi ihya, ahlakı güzel olan bir insan hem kendisine, hem çevresine hayır verir, rahmet olur. Bütün dünya, böyle bir insana muhtaçtır. Yüce Allah bütün dünyayı bu şerefli insanın o büyük hizmetini görmesi için yaratmıştır. Yüce Allah’ın boyası ile boyanıp Allah adamı olmayan kimse, kainata bir yüktür. Kalbi Allah Allah diye atmayan ve Yüce Allah’ını tanımayan kimse ölüdür. En büyük ve en güzel hizmet işte bu ölü kalbi diriltmektir. Her şeyin yok olacağı ve hiçbir şeyin fayda vermeyeceği günde insana fayda verecek sadece bu kalptir. Buna kalb-i selim denir. Kalbe bu hizmeti vermeyen ve insanı edeplendiremeyen bütün hizmetler, sonuçta hezimettir.

Hizmetin hedefi binaları değil, insanı süslemektir. Güzelleşmesi gereken ahlakımızdır. Allahu Teala bütün ibadetleri kendisini zikir için emretmiştir. Her ibadet ve hizmetten sonra kalbimize yönelip kendimizi kontrol etmeliyiz. Bu ibadetin ve hizmetin içinde iken kalbim ne kadar Allah’ı zikretti, ne derece gafletten uyandı ve hangi kusurlarını anlayıp istiğfar etti diye düşünmelidir.

Bütün zikirlerin meyvesi edep ve hizmettir. Her türlü ibadet ve hizmetin gayesi de Yüce Allah’ı zikir ve yüceltmektir. Zikri artan kimsenin tevazu, edep ve halka hizmeti arttığı gibi, hizmetlerin içinde koşan kimsenin de zikri, fikri ve şükrü çoğalmalıdır. Aksi durumda zarar var demektir.

Şu hadis bu konuda hepimizi uyarmaktadır: Muaz b. Enes (r.a) anlatıyor:

“Bir adam Hz. Peygambere (s.a.v) gelerek: Hangi cihad daha faziletlidir; hangi mücahit daha çok sevap alır? diye sordu, Efendimiz (a.s):

-En faziletli cihad, içinde Allah’ın en fazla zikredildiği cihattır. En fazla sevap alacak mücahit de, Yüce Allah’ı en çok zikreden mücahittir, buyurdu. Adam:

-Sevabı en fazla olan oruçlu kimdir? diye sordu, Efendimiz (a.s):

-Yüce Allah’ı en çok zikreden oruçlu en fazla sevap alır, buyurdu. Adam, namaz, zekat, hacc ve sadakayı sordu, Efendimiz (s.a.v), her defasında:

-Bu ibadetleri yaparken Yüce Allah’ı en çok zikreden kimse, en fazla sevabı alır, buyurdu. Orada bulunan Hz Ebu Bekir (r.a), Hz. Ömer’e:

-Ya Eba Hafs, zikredenler bütün sevabı alıp götürdüler, dedi. Rasulullah Efendimiz (a.s), ona yöneldi:

-Evet öyledir, buyurdu.147

Herkes, kıldığı namazın, çektiği zikrin, yaptığı tövbenin ve ziyaretlerin kalbine fayda verip vermediğini halka karşı muamelesi ile ölçmelidir.

Hz. Ömer (r.a) der ki: “Siz bir insanı namaz ve orucuna bakarak değerlendirmeyin. Onun doğru sözlülüğüne, kendisine bir şey emanet edilince onu nasıl muhafaza ettiğine, eline dünyalık mal ve makam geçince nasıl davrandığına bakınız.”148

Ariflerden Kettanî (k.s): “Tasavvuf, güzel ahlaktan ibarettir.” diyor ve ekliyor: “Kimin ahlakı senden güzelse o, tasavvuf yolunda senden ileridedir.”

Büyük veli Fudayl b. Iyaz (k.s), güzel ahlaklı olmayı şöyle anlıyor: “Bir kul, bütün insanlara iyi muamele etse, fakat kümesindeki tavuğa kötü davransa, o kimse iyilerden sayılmaz.”149

Terbiye olmuş insanın aldığı edep, düzen, temizlik, sadelik ve kibarlık bütün işlerine yansır. Onun kalbi gibi dili de temizdir. Niyeti gibi işi de doğrudur. İçi gibi dışı da edepli ve sevimlidir. Namazı gibi alış verişi de ilahi ölçülere uyar. Onun Yüce Allah ile hukuku ve edebi güzel olduğu gibi, anne babası, ailesi, komşuları, iş çevresi ve diğer bütün cemiyet ile de her işi güzeldir.

Zikri çoğaldığı halde ahlakı güzelleşmeyen, bir mürşide gidip geldiği halde tevazu ve edebi artmayan, devamlı nafile namaz ve oruçla meşgul olduğu halde kalbi genişlemeyen; eli hayır için açılmayan, merhameti çoğalmayan, mümin kardeşlerini vücudunun bir parçası gibi görmeyen kimse niyetini bir kere daha kontrol etmelidir. Çünkü bütün bu hayırların hedefi, insanı güzel ahlaka ulaştırmaktır.

Arifler derler ki: Allah rızasını biricik hedefi yapan bir kulun ilmi arttıkça edebi artar; hayrı çoğaldıkça hayası güzelleşir; dersi ilerledikçe dercecesi yükselir. Allah dostları, ilahi boya ile boyandıklarından her an güzelleşir, her gün tatlanırlar.

İslam alimlerin güzel ahlakı tariflerinden bazısı şöyledir:

Güzel ahlak, Allahu Teala’yı yüceltmek ve bütün halka şefkat edip fayda vermektir.

Güzel ahlak, Yüce Allah’ın ve mahlukatın haklarını güzel korumaktır.

Güzel ahlak, dostları gibi düşmanları gözünde de güvenilir olmaktır.

Güzel ahlak Allah rızasına aşık, kalbi uyanık, gönlü yanık, edepli, iffetli, sevimli, cömert, mert, doğru sözlü, tatlı yüzlü, herkese rahmet olan bir insan olmaktır.

Güzel ahlak, kendisine kötülük edene iyilik etmek, vermeyene vermek, gelmeyene gitmek, yüzünü asana tebessüm etmektir.

Kısaca güzel ahlak, Rahmet ve edep peygamberi Hz. Muhammed’i (s.a.v) her hâliyle örnek alıp bir derece ona benzemek ve yeryüzünde rahmet ahlakını temsil etmektir.

Bütün bunlara da ancak Yüce Allah’ın aşkı ve yardımı ile erişmek mümkündür.

Büyük veli Mevlana Celaluddin Rûmî (k.s), kendisine gelen insanların çoğunun işin zahirinde takılıp kaldığını, aslını, esasını, Allah rızasını, ince sırları, marifet ve hikmetleri ihmal ettiklerini görmüş ve bu üzüntüsünü şöyle dile getirmiştir:

Herkes kendi zannınca oldu gönlümün yârı.

Aramadı hiç kimse gönlümdeki esrârı.

Yine bu büyük arif, kendisinin elde ettiği ve bir hak yolcusunun elde etmesi gereken şeyleri şu manadaki mısralarla dile getirmiştir:

Ömrümün mahsülü üç sözdür heman;

Hâmdım, pişdim ve yandım el-aman.

Gavs-ı Sânî Hz.leri buyurdular ki:

“İnsanlara hizmet ve iyilik etmek isteyen kimse, kendi nefsini ıslah etsin yeter. Nefsini ıslah etmeyen kimse, insanlara gerçek faydayı veremez. Sâdatlar, nefislerini ıslah edip istikamet üzere gittiklerinden, insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile olmaktadırlar.”

_________________


Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da ibret al.
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da, ibret al!
Pâdişâh olsan da derler, 'er kişi niyyetine'
Var, musallâda yatan mevtâya bak da ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Arifler Yolunun Edepleri (Semerkand Yayınları)

Mesaj  -DERGAH- Bir C.tesi Kas. 29, 2008 12:32 am

Sonuç Bölümü

TASAVVUFTA İSTİKAMET ve HEDEF

Kitabın başında da anlatıldığı gibi, manevi terbiye yolunda en önemli iş, bu yola güzel bir niyetle girmektir. Bu niyet, Allah rızasıdır. İstikamet, önce niyette aranır, sonra amelde. Niyet güzel olursa, arkası güzel gelir; bozuk olursa, hayırlı sonuç alınamaz.

İlahi davet ve terbiye ile muhatap olan insanlar üç gruptur: Mümin, münafık, kafir. Bir peygamber bu üç gruba aynı daveti yapar, fakat aynı sonucu alamaz, aynı faydayı veremez. Sonuç ve fayda, her birinin niyetine ve fiiline göre değişik olur.

Mümin, samimi olarak içi ve dışıyla Allah’a iman eder; ilahi emir ve hükümlere gücü kadar uyar, tabi olur. Bir peygamber veya varisi bu kimseye fayda verir.

Münafık, dışından inanmış gözükür, kalbiyle itiraz eder. Dışıyla itaat eder, içinden isyan eder. Dini dünya için kullanır; din ile dünya kazanmaya, itibar toplamaya çalışır. Bir peygamber veya varisi bu kimseye bir fayda veremez. Ta ki, tövbe edip ihlas ve istikamete gelene kadar.

Kafir ve münkir, hakka açıktan itiraz eden, düşmanlık yapan kimsedir. O da iman edip teslim olmadan peygamberden veya varisinden bir fayda göremez.

İmam Rabbânî (k.s) (1034/1625), bir mürşid terbiyesine girmenin hedefini kısaca şöyle belirtmiştir:

“Bir mürşid terbiyesine girmekten maksat; hakiki imana ulaşıp, ilâhî emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır.”150

“Fenâ ve bekâ hallerinin elde edilmesinden asıl gâye “yakîn” hâlinin hâsıl olmasıdır. Bundan başka bir şey düşünmek (Mesela, Allah’ın kendisine hulûl edip bedenine girdiğini yahut kendisinin Allah’ın zatında kaybolduğunu, veyâ ibadetlerin kendisinden düştüğü bir makama ulaştığını söylemek) dinden çıkmaktır.”151

“Asıl maksat, aşk ve muhabbet değil, kulluktur. Aşk, cezbe ve muhabbet güzel kulluk içindir. Velayet mertebelerinin en sonu kulluk makamıdır. Ondan daha üstün bir makâm yoktur.”152

“Tarikat ve hakikat menzillerini aşıp geçmekten maksat, rızâ makâmı için gerekli olan ihlasın elde edilmesidir, başka şey değildir!”153

Büyük veli Ebû Talib el-Mekkî (k.s) demiştir ki:

“Kalbinde Allah’tan başka bir muradın kalmaması için cehd ve gayret et. Bu murat sende gerçekleşince işin tamamdır. İsterse kerâmet ve harikalardan, manevî hâl ve tecellilerden sana bir şey verilmesin.”154

Tasavvuf, bütün benliği ile Allah yoluna bağlanmaktır. Bu yol, sünnet-i seniyyeye uymaktan başka bir şey değildir. Her şeyi ile dinin hizmetçisidir; dinin geçek yönünün anlaşılmasına ve gerçek hâliyle yaşanmasına hizmet eder. Bütün zevkler, vecdler, keşifler, kerametler, hâller, sadece dinin anlaşılmasına destek ve güzelce yaşanmasına birer delil yapılmalıdır. Bu yolda böyle şeyler istenmez, beklenmez, düşünülmez. Ancak bir hikmet gereği verilirse, edeplice alınmalı, mahcup olarak tevazu ile kabul edilmelidir. Bu şeyler övünmeye değil, şükre sebep yapılmalı; nefsin keyfine değil, dinin inkişaf ve hizmetine vesile edilmelidir.

İstikameti ve tek hedefi Allah rızası olan kimsenin, sünnet üzere güzel kulluk ve hizmet etmekten başka bir arayışı varsa, aldanmıştır. Niyetini kontrol edip gidişatını düzeltmezse, sonuç Allah’a değil, ateşe gider.

Allah rızasını elde etmek için, bir farzı yapmak, binlerce sünnet ve nafileden önde gelir. Amelde önem sırasını karıştırmak, haram ve farzları hafife alıp, nafile hükmündeki işlere dalmak, şeytanın bir hilesidir.

İstikamet, niyet ve amelde Yüce Allah’ın çizdiği yolda gitmektir. Yoksa, bütün sevgiler, beklentiler ve işler azap sebebi olur. Bu tehlikeden kurtulmanın en emniyetli yolu, her işinde Kur’an ve sünneti rehber etmek, onu rehber edenlerin izinden gitmektir. Dinimiz, bize her işte dengeyi öğretmiştir. Yeter ki, bu ölçüleri öğrenelim.

Yüce Allah’tan gayri her şey, Allah için sevilirse güzeldir. Bir peygamber veya veli, ancak Allah için sevilir. Yüce Allah, amelde olduğu gibi, niyet ve sevgide de istikamet üzere olmamızı emrediyor. En büyük keramet, bu istikamet üzere dünya hayatını yaşamak ve tamamlamaktır.

İstikametin sonu, Allah rızası ve cennettir. Bundan öte bir devlet ve saadet yoktur.

Duamız şudur:



Ey Rabbimiz! Bizleri hak yoluna ulaştırdıktan sonra, istikametten ayırma. Kalplerimizi rızandan kaydırma. Bize tarafından bir rahmet ihsan et, kalbimizi dininde sabit tut. Sen çok acıyan ve çok ihsan edensin.



Allahım senden sevgini, sevdiklerinin sevgisini ve bizi senin sevgine ulaştıracak amellerin sevgisini istiyoruz.

Hamd olsun alemlerin Rabbi Yüce Allah’a.

_________________


Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da ibret al.
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da, ibret al!
Pâdişâh olsan da derler, 'er kişi niyyetine'
Var, musallâda yatan mevtâya bak da ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Arifler Yolunun Edepleri (Semerkand Yayınları)

Mesaj  -DERGAH- Bir C.tesi Kas. 29, 2008 12:33 am

Kaynaklar

1- Buhari, İman, 41; Ebu Davud, Talak, 11; Tirmizi, Cihad, 16; Nesai, Teharet, 59; İbnu Mace, Zühd, 26.
2- İbnu Hacer, Fethu’l-Bârî, I, 16-17.
3- Tabarani, el-Kebir, No: 5942; Beyhaki, Şuabu’l-İman, V, 343; Ebu Nuaym, Hilye, III, 255; Suyuti, es-Sağîr, No: 9296.
4- Tirmizi, Zühd, 14; İbnu Mace, Zühd, 3.
5- Buhari, İman, 37; Müslim, İman, 1; Ebu Davud, Sünnet, 16; Tirmizi, İman, 4; İbnu Mace, Mukaddime, 9.
6- Ra’d 13/27-28.
7- Âl-i İmran 3/31.
8- Sülemi , Tabakatu’s-Sufiyye, 52.
9- Hucviri , Kefşu’l-Mahcub, 401.
10- Kuşeyri, Risale, II, 561; Sühreverdi, Gerçek Tasavvuf, 365.
11- Seyyid Abdulhakim Hüseyni ve Nakşibendi Tarikatı , 41-42.
12- Müslim, Fiten, 130; Tirmizi, Fiten, 31
13- Kuşeyri, Risale, II, 742.
14- Hakim, Müstedrek, II, 90. Zehebi de hadis için: Sahihtir demiştir. İbnu Hibban, Sahih No: 372 Ahmed, Müsned, V, 241.
15- Taberani, el-Kebir, XIX, No: 307; Suyuti el-Camiu’s-Sağîr, I, 440
16- Ahmed, Müsned, V, 239; Hakim, Müstedrek, IV, 169-170.
17- Tirmizi , Birr, 64; İbnu Mace, Cenaiz, 2.
18- Buhari, İman, 8; Müslim, İman, 69-70; Nesai, İman, 19; İbnu Mace; Sünne, 9.
19- Furkan, 70-71
20- Ali el-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, No: 42098; Suyuti, es-Sağır, No: 1401; Kurtubi, ez-Tezkire, 8.
21- Ahmed, K. Zühd, No: 827; Ebu Nuaym, Hilye, VI, 97; Abdullah b. Ahmed, Zevaidü’-Zühd, 153; Suyutî, es-Sağır, No: 2375
22- Kehf 18/28.
23- Taberi, Camiu’l-Beyan, İlgili ayetin tefsiri; İbnu Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 381; Ebu Nuaym, Marifetu’s-Sahabe, III, No: 4634.
24 -Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 382.
25- Tirmizi, Deavat, 82; Ahmed, Müsned, III, 150.
26- Müslim, Zikir, 40; Tirmizi, Deavat, 6; Nesi, Kudat, 36.
27- Ahmed, Müsned, III, 142; Ebu Ya’la, Müsned, VII, 167; Tabarani, el-Evsat, I, 85
28- Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 261; Tirmizi, Fedailü’l-Kur’an, 11.
29- Bkz. Nisa, 22-23; Buhari, Şehedât, 7; Müslim, Rada, 1.
30- Buhari, Tevhid, 15; Müslim, Zikir, 39; Ebu Davud, Vitir, 14; Tirmizi, Fedailü’-l Kur’an, 10
31- Taberi, Camiu’l-Beyan, İlgili ayetin tefsiri; İbnu Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 381; Ebu Nuaym, Marifetu’s-Sahabe, III, No: 4634.
32- Tevbe, 119.
33- Maide, 35.
34- Müslim, İman, 234; Tirmizi, Fiten, 35. İbnu Hibban, Sahih, No: 6849 Beğavi, Şerhu’s-Sünne, No: 4283 Ahmed, Müsned, III, 268
35- Ahmed, Müsned, I, 112; Ebu Nuaym, Hilye, I, 8-9; Tabarani, el-Evsat, No:4113.
36- Nesai, Cihad, 43. Bu konuda bkz: Buhari, Cihad, 76.
37- Bkz: Mektubat, 260 ve 317. mektuplar.
38- Mektubat, 269-270
39- Kuşadalı İbrahim Halveti, 86, 89, 206-210
40- Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, II, 96-100; Hakim, Müstedrek, III, 403-404.
41- İbrahim Fasih, Mecd-i Talid, 105-106.
42- Bakara 2/152.
43- Buhari, Tevhid, 15; Müslim, Zikir, 21; Tirmizi, Deavat, 131; İbnu Mace, Edeb, 58.
44- Al-i İmran 3/161.
45- Razî, Mefatihu’l-Ğayb, IX, 110.
46- Nur 24/37.
47- Âlusî, Rûhu’l-Meanî, Cild: IX, Cüz: XVIII, 378.
48- Ahmed, Müsned, I, 172; Ebu Ya’la, Müsned, II, 82; İbnu Hıbban, Sahih, No: 809.
49 -Ra’d 13/28.
50- Araf 7/55
51- Buhari, Ahkam, 21; Ebu Davud, Savm, 78; Sünnet, 17; İbnu Mace, Sıyam, 65; Darimi, Rikak, 66; Ahmed, Müsned; III, 156, 285.
52- Sâffât 37/99.
53- Nûr 24/37
54- Yusuf 12/53.
55- Kıyame 75/1-2.
56- Fecr 89/27.
57- Tevbe, 119.
58- Alusî, Ruhu’l-Meânî, Cilt:VI, Cüz: XI, 56.
59- Buhari, Edeb, 96; Müslim, Birr, 50; Ebu Davud, Edeb,.113.
60 -Ali el-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, IX, 21; Hatib, Tarih, V, 196.
61- Sühreverdi, Gerçek Tasavvuf, 554.
62- İbnu Mubarek, Kitabu’z-Zühd, No: 217-218; İbnu Ebi’d- Dünya, Kitabu’l- Evliya , 48; İbnu Mace, Zühd, No: 4119; Ebu Nuaym, Hilye, I, 6
63- İmam Rabbani, Mektubat, II, 405. Mektub.
64- Hakim Tirmizi, Nevadiru’l-Usûl, I, 303; Münavi, Feyzü’l-Kadir, III, 467.
65- Sühreverdi, Gerçek Tasavvuf, 151-152
66- Buhârî, Rikak, 38; İbnu Mâce, Fiten, 16; İbnu Ebi-d Dünya, Kitabu’l- Evliya, No:1; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, I, 142.
67- Tirmizi, Tefsiru sure, 16, (No:3127); Tabarani, el-Kebir, No: 7496.
68- İbnu Abdi’l-Berr, Camiu Beyanil-İlim, I, 106.
69- Ebu Yala, Müsned, No: 2437; Suyuti, el Camiu’s Sağır, No: 3995.
70- Buhari, Zebiha, 31; Müslim, Birr, 146; Ebu Davud, Edeb, 16.
71- Buhari, İman, 4, 5; Ebu Davud, Cihad, 2, Nesai, İman, 8, 9, 11; Darimi, Rikak, 4, 8.
72- Tirmizi, Fezailu’l-Cihad, 2; Beyhaki , Şuabu’l- İman, No: 11123.
73- Beyhaki, ez-Zühdü’l-Kebir, No: 373 Hatib, Tarih-i Bağdat, III, 523-24.
74- Beyhaki, Kitabü’z-Zühd, No: 343; Zehebi, Mizanul-itidal, III, 625 (no. 7857; Gazali, İhya III, 10.
75- Kuşeyri, Risale, II, 579; Şarani, el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 92.
76- Kuşeyri, Risale, II, 579.
77- Şarani, el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 90.
78- Müslim, Zekat, 65; Tirmizi, Tefsiru Sure (2); 37.
79- Müslim, İman, 147, Tirmizi, Birr, 60. Hâkim, Müstedrek, I, 26
80- Şarani, el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 71—72.
81- Beyhaki, Sünen-i Kebir , VII, 101; Beğavi, Şerhu’s-Sünne, XII, 292.
82- Nevevi , et-Tibyan fi Adabi Hameleti’l-Kur’an, 117; Ayni, Umdetü’l-Kari, XV, 376.
83- Ahmed, Müsned, V, 323; Hakim, Müstedrek, I, 122; Aynı konuda biraz değişik lafızlarla diğer bir hadis için bkz: Ebu Davud,Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 15.
84- İbrahim Fasih, Halidiyye Risalesi, 18-22.
85- Sühreverdi, Gerçek Tasavvuf, 531.
86- Hakim, Müstedrek, I, 120-122; Kadı Iyaz, eş- Şifa, II, 42.
87- Hucurat, 2, 5.
88- Buhari, itisam, 2; Müslim, Hacc, 411; Tirmizi, İlim, 17; Nesai, Hacc, 1; İbnu Mace, Mukaddime, 1.
89- Buhari , Talak, 11; Müslim, İman, 201.
90- Müslim, İman, 211; Ebu Yala, Müsned, No: 4128; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, I, 33.
91- Şarani, Letaifü’l-Minen, I, 218.
92- İmam Rabbani , Mektubat, 142. Mektup.
93- Ebu Yala , Müsned, VI, No:3369; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, I, 34; el-Makâsıdu’l-A’lâ , I, No:28.
94- Kuşeyri, Risale, II, 675, 679; Şarani , Tabakatu’l-Kübra, II, 7; el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 20.
95- Şeyh Safi, Raşahat, 88. (Sadeleştiren:N. Fazıl)
96- İbrahim Fasih, Halidiyye Risalesi, 22.
97- Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni’nin Hayatı , 29.
98- Buhari, İman, 19; Müslim, İman, 236-237.
99- Sühreverdi, Gerçek Tasavvuf, 529.
100- Mevlana Safi, Raşahat, 373-374.
101- Deylemi , Müsnedü’l-Firdevs, I, 372. (No:1205); Münavi, Feyzü’l-Kadir, I, 366. (Had. No:655.)
102- Münavi , Feyzü’l-Kadir, V, l9l (Had. No: 6923).
103- Ebu Davud, Etı’me, 4
104- Buhari, Nikah, l20; Müslim, İmare, l82-l83; Tirmizi, İstizan, l9.
105- Müslim, Umre, 56; Buhari, Umre, l6; Darimi, İsti’zan, 3.
106- Buhari , Umre, 15; Müslim, Umre, 180.
107- Müslim, İmare, 56. (Aynı manada farklı rivayetler)
108- Buhari , Cihad, 198; Müslim, Tevbe, 53.
109- Abdulhakim Arvasi, Rabıta-i Şerife, 23-24; Halidiyye Risalesi, 58-60.
110- Gazali, İhya, IV, 711.
111- Buhari, Edebü’l-Müfred, No: 623; Ebu Davud, Vitr, 29
112- Gazali, İhya, IV, 711.
113- Şeyh Safi, Raşahat, 110.
114- Yunus 10/62-64.
115- Bkz: Gazali, Minhacü’l-Abidin, 419-424. (Beyrut 1998)
116- Buhari, Rikak, 38; İbnu Mace, Fiten, 16; Beğavi, Şerhu’s-Sünne, I, 142; Beyhaki, K. Zühd, No: 696-700; Tabarani, el-Kebir, No: 7880.
117- Bkz: Razi, Mefatihu’l-Gayb, XXI, 90-91.
118- Muhammed 47/7.
119- Buhari, İman, 4,5; Müslim, İman, 64, 65; Ebu Davud, Cihad, 2; Ahmed, Müsned, II, 400.
120- Ebu Ya’la, Müsned, No: 3302; Bezzar, Müsned, No: 1949 İbnu Hacer, el-Metalib, No: 897. Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, VIII, 191.
121- Sülemî, Adâbu’s-Sûfiyye, 276. (Dokuz risale içinde)
122- Ahmed Sıddıkî, Şah-ı Nakşibend, 107. (Semerkand, 2001)
123- Said b. Mansur, Sünen, No: 2406; İbnu’n-Nahhas, Meşariul-Eşvak, I, 314
124- Ebu Davud, Edeb, 57; Tirmizi , Birr, 16; Ahmed, Müsned, II, 301; Hakim, Müstedrek, IV, 248.
125- Hakim, Müstedrek, II, 91.
126- Tabarani, el-Kebir, 13646; İbnu Ebi’d-Dünya Kazau’l-Hace, No:36.
127- Ebu Davud, Edeb, 60; Tirmizi, Hudud, 3; Birr, 19.
128- Beyhaki, Şuabu’l-İman, No: 3960; Tabarani, el-Evsat, No: 7322; Münziri, et-Terğıb, II, 272.
129- Ebu Davud, Edeb, 60; Tirmizi, Hudud, 3; Birr, 19.
130- İbnu’n-Nahhas, Meşariul-Eşvak, I, 315; İbnu Mubarek, Kitabu’l-Cihad, II, 180.
131- Safi, Raşahat, 264.
132- Abdurrahman-ı Tahî, İşaretler, 188.
133- Safi, Raşahat, 263-264 (Sadeleştiren: N. Fazıl Kısakürek).
134- Kahdehlevi, Hayatu’s-Sahabe, II, 305.
135- Ebu Davud, Cihad, 24; Nesai, Cihad, 46.
136- Buhari, Cihad, 70.
137- İbnu Sad, Tabakat, III, 167-168; Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, II, 379-380 (Beyrut, 1999. I. Baskı)
138- Hakim, Müstedrek, II, 91.
139- İmam Rabbani, Mektubat, 29. Mektup.
140- Muhammed, 7.
141- Darimi, Mukaddime, 14; Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, III, 335. (Beyrut, 1999)
142- Al-i İmran, 159.
143- İbnu Hişam, es-Siretü, III, 193-194. (Kahire, 1996), Kandehlevi, Hayatu’s-Sahebe, II, 281.
144- Enbiya, 81-82.
145- Şa’rânî, el-Envaru’l-Kudsiyye, I, 191-192.
146- Açıklamalar için bkz: Beğavi, Mealimü’t-Tenzil, V, 338; İbnu Kesir, Tefsir, V, 359 (Riyad, 1997); Razi, Tefsir-I Kebir, XXI, 185; İbnu Adil, el-Lübab fi Ulumi’l-Kitab, XIII, 564. (Beyrut, 1998)
147- Ahmed, Müsned, III, 438; İbnu Mubarek, Zühd No:1429; Tabarani, el-Kebir, XX, 186.
148- Beyhaki, Zühdü’l-Kebir, No: 867.
149- Kuşeyri, Risale, 317. (Beyrut, 1998)
150- İmam Rabbâni, Mektubât, I, 207. Mektup.
151- İmam Rabbâni, a.g.e, I, 97. Mektup.
152- İmam Rabbâni, a.g.e, I, 30. Mektup.
153- İmam Rabbâni, ıa.g.e, I, 36. Mektup.
154- Mevlânâ Sâfî, Reşâhat, 287.

alıntı- (www.menzil.net)

_________________


Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da ibret al.
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da, ibret al!
Pâdişâh olsan da derler, 'er kişi niyyetine'
Var, musallâda yatan mevtâya bak da ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?
avatar
-DERGAH-

Mesaj Sayısı : 795
Kayıt tarihi : 30/10/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

4 sayfadaki 4 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz